Bir önceki postumda okulöncesi eğitim modellerinden dem vurunca, 'bunlar da ne' diyenler oldu. İşin ilginç kısmı, hemen hemen hepimiz çocuklarımızı anaokullarına gönderiyoruz ama orada kullanılan sistemi bilmiyoruz veya sadece ismini biliyoruz. İsmi yabancıysa veya içinde şık kelimeler varsa kendisi de iyidir mantığı hakim. Belki de bu tip şeylere ilgi duymak için biraz takıntılı bir anne olmak lazım, bilmiyorum.Neyse, önüme gelen her naneyi olduğu gibi bu konuyu da bayağı bi okudum. Anladığım kadarıyla, dünyada bir sürü okulöncesi eğitim programı var: High Scope, Head Start, Regio Emilia, Maria Montessori, OSTAP, Open Education, AÇEP vs vs. Ama Türkiye'deki anaokullarda genelde 3 farklı eğitim modeli uygulanıyor. (Tabiiki hiç birini uygulamayan okullar da var. Onların modellerini birebir konuşarak çözmek gerekiyor.)
Herşeyden önce Çoklu Zeka Kuramı nedir onu bilmek lazım, bir çok okul -eğitim modeli ne olursa olsun- Çoklu Zeka Kuramına dikkat ederek modellerini uyguluyor. Çoklu zeka kuramı (Multiple Intellegence MI Theory) Harvard Üniversitesi öğretim üyelerinden Howard Gardner tarafından 1983 yılında geliştirilmiş, benim sevdiğim bir kuram. Nasıl olur da bu 1983 yılına kadar kimse tarafından ortaya konulmamış diye düşünüyorsunuz.
Neyse, bu kavrama göre insan beyni geleneksel eğitimde dikkate alınan sayısal ve sözel zekalardan daha komplike. Ona göre sözel/dilsel, mantıksal/matematiksel, müziksel/ritmik, görsel/alansal, içsel/kişiye dönük, sosyal/kişilerarası, doğa ve bedensel/kinestetik zeka alanlarını içeriyor. Diyor ki 'Çeşitli zeka alanları, genellikle, bir arada karmaşık bir yapıda çalışırlar ve gerçek hayatta hiçbir zeka alanı tek başına var olmaz'. Şöyle bir örnek vermiş: Bir yemeği pişirecek bir kişinin önce tarifi okuması ve anlaması (sözel-dil zeka alanı), yemek tarifini oluşturan maddeleri sınıflandırması ve yemeğe karışım oranlarını hesaplayabilmesi (mantıksal-matematiksel zeka alanı) ve yemeğin kendi damak zevkine uygunluğu (kişisel zeka alanı) yanında, ailedeki bütün fertlerin memnuniyetini de sağlayabilmesi (kişilerarası zeka alanı) gerekir.
(Annenin notu: Güzel di mi? 'Aman o zaman benim çocuğum çoklu zeka kuramının uygulandığı okullara gitsin' demek yetmiyor. Bazı eğitim modelleri çoklu zeka kuramını içinde barındırıyor, bazıları hiç ilgilenmiyor. Çocuğunuzu göndereceğiniz okulun neyi nasıl uyguladığını sormak gerekiyor)
Istanbul'da adını en çok duyduğumuz okulöncesi eğitim modelleri şunlar:* Montessori Eğitim Modeli (Italyan)
Bu yaklaşımda "öğrenciler bir şeyleri kendileri yaptığı zaman en iyi öğrenirler" anlayışı hakim. Öğretmen çocuklara bir şeyler göstermek istediğinde bunu anlatmak yerine yapılacak aktiviteyi örnekler. Montessori araçları (bulmacalar, bloklar, küpler, yerleştirme oyunları,...) ile çocukların kendi kendini eğitimi ve hatalarını kendi kendilerine bulma olanağı sağlanır. Öğretmenler bu modelde çocuğa hatasını söylemez, zamanı geldiğinde çocuk hatasını görerek düzeltir. (Annenin notu: Buraya kadar herşey çok güzel.)
Sınıfta bulunan oyuncaklar didaktik amaçlar taşır. Çocuğu eğlendirmekten çok ona bir şeyler öğretmek amacıyla dizayn edilmiş oyuncaklara önem verilir. Çocuğun dil gelişimine çok dikkat edilir o yüzden çocuğa yazmayı ve okumayı öğreten dersler verilir. Bu yaklaşıma göre çocuklar eğlenmekten çok öğrenmek için okula gelir (Annenin notu: Yine başladık OKS'deki başarı oranı muhabettine!)
Ve çocuklar yaşlarına göre farklı sınıflarda bulunmaz, karma eğitim söz konusudur. (Annenin notu: Yani "çocuğa henüz hazır olmadığı gelişim olgunluğunda sorumluluklar verilir" demeye çalışıyor!)
* Reggio Emilia Eğitim Modeli (Italyan)
Kısaca "Bir atölyenin içinde beraber ve iş birliği yaparak öğrenmek" olarak düşünülebilir. Çocuklar bir topluluğun parçası haline gelerek beraber olmanın ve herhangi bir işi birlikte yapmanın keyfini yaşar. Her deneyimin yeni bir şeyler öğreteceğine inanılır ve çocuğa kendi kendine bir şeyler deneyebilmesi için olanaklar sağlanır. Pedagoglar bu yaklaşımın en temel çalışanlarıdır. Sistem onların denetiminde çocuğun faydasına yönelik dizayn edilir ve yine pedagoglar tarafından sitemin uygulanışı desteklenir/denetlenir. Model içinde öğretmenler öğrencilerle beraber 'Öğrenen' konumundadır, onları soru sormaya teşvik eder, fikirlerini dinler, öğrenme için gerekli durumları yaratır. Önceden planlanmış grup çalışmaları, atölyeler çocukların ilgi alanları doğrultusunda belirlenip uygulanır. Aileler bu eğitim modelinde aktif rol oynarlar.
Programda o haftanın konusu belirlendikten sonra her türlü aktivite bu konu çerçevesinde dizayn edilir ve çocukların o konuyu farklı açılardan öğrenmesine olanak sağlanır. Örneğin, o haftanın konusu bitkiler ise hafta içinde yapılan çalışmaların tümü bitkiler üzerine kurulur ve çocukların farklı bitkileri ve onların yaşama alanlarını öğrenmeleri için olanaklar sağlanır (Botanik bahçesine ziyaretler, bitkiler hakkında kitaplar okuma, resim çalışması yapma, sebze yemekleri yemek...) (Annenin notu: Çocuklara ilgili konu farklı açılardan öğretiliyor. Bu Çoklu Zeka Kuramı'nda da böyle)
Çocukların gerçekleştirdiği ürünler (Selin'in deyişiyle "faaliyetlerim") yani resim, tablo, heykel ve fotoğraflar program içeriğini vurgulayan duvar panolarında okulda sergilenir. Böylece öğrenme 'Görülebilir' hale getirilir.
Dökümantasyon çalışmaları bu yaklaşımın en önemli özelliğidir. Gerek çocukların çalışmaları gerekse çocukların gelişimleri sürekli olarak dökümante edilerek korunur ve bu dökümanlar aracılığıyla çocuklar/veliler geriye dönerek öğrendiklerini inceleme fırsatını bulurlar. (Annenin notu: Bu model biraz psikopat bir yaklaşımı andırıyor. Çocuklar bir atölyenin içinde, tepelerinde devamlı test yapan pedagoglar falan. Zaten herhalde o yüzden bu yöntemin en iyi Italya'da uygulandığı, Türkiye'de başarısız olduğu söyleniyor. Ama doğru düzgün eğitim almış kişilerin uyguladığı bir model aslında çok da başarılı olabilir.)
* High-Scope Eğitim Modeli (Amerikan)
High Scope Eğitim Sistemi, 1962 yılında ABD'de David Weikard tarafından geliştirilen bir eğitim programı. Kısaca çocukların aktif ve max hareket alanına sahip olmasını, anahtar deneyimlere bağlı çalışmaların yapılmasını, planlama/hatırlamaya önem verilmesini, gruplar halinde bir şeylerin yapılmasını ve sınıftaki eğitimin rutin olmasını söyleyen kuram.
Bu programda "anahtar deneyim" adıyla anılan 8 farklı konsept var. Çocukların eğitimleri bu anahtar deneyimler ve onların alt başlıkları çevresinde gelişir. Anahtar deneyimler ise şunlar: Sınıflandırma, Sıralama, Dil gelişimi ve okuma/yazma, Sosyal ilişkiler, Sayılar, Hareket, Müzik, Zaman
Program içinde çocuklar 5 duyularını kullanarak, aktif bir şekilde hareket ederek, araştırıp-inceleyip-keşfederek, tartışarak, özetle 'yaşayarak' öğrenirler. Öğretmenin en önemli sorumluluklarından biri çocuğu iletişime açmaktır, bu nedenle çocuğa kapalı sorular yerine (cevabı evet ya da hayır olan sorular) sormak yerine neden, niçin, nasıl gibi sorular sorarak çocuğu düşünmeye teşvik ederler. Materyal zenginliği bu programda oldukça önemlidir. (Annenin notu: Bu paragrafda yazan herşeyi aslında her eğitim modelinin yapması gerekmez mi?)
Bu eğitim modelinin başarısının sırrı, çocuğun kendi seçtiği, kendi ilgi gördüğü etkinlikten başlayarak plana dahil olması, bütün duyularını kullanarak, hazır olduğu zaman yaşayarak öğrenmesidir. Çocuklar planlarını öğretmenleriyle beraber kendileri yapar ve oynayarak uygular (Dramalar, deneyler,...) (Annenin notu: O yüzden bence 4 yaş altı çocuklara çok uygun değil.)
Öğrencileri takip etmek için bir inceleme formu var, çocuklar yıl boyunca öğretmenler tarafından incelenerek gelişimleri bu forma kaydedilir ve çocuğun gelişimi incelenir. (Annenin notu: Klasik karnelerle bu sistemdeki inceleme formlarını karıştırmamak lazım. Aslında çocuğun gelişimini standart bazı testlerle takip etmek sonradan çıkabilecek sorunlara önceden önlem alma konusunda gerçekten çok faydalı olabilir. Neyse, o yüzden bu scamper etkinliklerine falan destek vermek gerekir diye düşünüyorum)
* Okulöncesi sayılmasa da bizde bazı okullarda okulöncesinde kullanılan Proje Tabanlı Eğitim Modeli'de var ama gerçekten sıkıldım! Bunu da başka zaman anlatırım...(Belki bu kadar sabrım olmaz diye özetleyeyim: Kısaca, bir dersin içinde birden farklı derse ait konunun deneyler yaparak öğrenildiği model diyelim, anlamayan beri gelsin).
Annenin son notu(vallahi son): Her çocuk birbirinden farklı (biraz klişe oldu ama öyle) Bu eğitim modellerinden bazıları bazı çocuklara cuk oturabilir ama Selin'i düşündüğüm zaman tek başına hiç bir sistemi yeterli bulmuyorum. Bu modellerin hepsinde Selin'i olumlu anlamda geliştirebilecek veya hiç işine yaramayacak yöntemler var. O yüzden bu modellerden sadece birinin uygulandığı okulları seçmemek gerekir diye düşünüyorum. Istanbul'da bazı okullar bu modellerden uygun gördükleri kısımları alıp, kendilerine göre bir kolaj oluşturuyorlar. Bencede en güzeli bu.
İşte böyle...
2 yorum:
Merhaba Feride hanim,
yazinizi yasadigimiz Almanyadan okuyorum. 3 yasindaki oglum Arik ve 6 yasindaki kizim Malin icin Istanbulda bir Montessori anaokulu ve Ilkögretim okulu ariyorum.
Cocoklarim burada Montessori anaokuluna ve Ilkokulana gidiyorlar.
Bana bu konuda yardimci olabilirseniz cok sevinirim.
Tesekkürler
Metin Sürek
Merhaba Metin Bey,
Istanbul'da oturacağınız yer neresi? Ona göre bir tavsiyede bulunabilirim.
Sanırım özel okulları düşünüyorsunuz değil mi? Eğer devlet okullarını düşünüyorsanız, arkanızda gerçekten sağlam tanıdıklarınızın olması gerekiyor. Yoksa kolay kolay iyi okullarda yer bulamazsınız. Zaten devlet okullarında montessori yöntemini direkt kullanan bir yer yok.
Eğer özel okulları düşünüyorsanız, onların da kimler tarafından finanse edildiğine dikkat etmek gerekiyor. Istanbul'daki bazı "parlak" okulların benim kabul edemeyeceğim kişiler tarafından finanse edilmesi - ve tabii ki yönlendirilmesi - söz konusu.
Ben Avrupa tarafındaki okullardan sadece Robert Kolej'in anaokuluna gidip bakmış ve onları çok beğenmiştim. Ücreti de yıllık 12,000 YTL civarıydı. (Gözleriniz büyümesin, bu aslında çok averaj bir rakam). Anadolu tarafında çok fazla okula baktım. Onlarla ilgili daha geniş bilgi verebilirim.
Neyse, nerede oturacağınızı söylerseniz, daha detaylı konuşabiliriz.
Yorum Gönder