Ama herkes kendi büyür, minik aşkım. Arkadaşlık nedir kendin öğreneceksin, kendi değerlerine inanmayı, cesur olmayı, düştüğünde ayağa kalkıp hiç arkana bakmadan devam etmeyi kendin çözeceksin.
Perşembe, Aralık 24, 2009
Eski yıl sona erdi, yepyeni bir yıl geldi..
Ama herkes kendi büyür, minik aşkım. Arkadaşlık nedir kendin öğreneceksin, kendi değerlerine inanmayı, cesur olmayı, düştüğünde ayağa kalkıp hiç arkana bakmadan devam etmeyi kendin çözeceksin.
Pazartesi, Aralık 21, 2009
Gerçekle hayal arasında
İlk önce kurduğu cümlenin güzelliğine şaşırdım, "elektronik olmayan Miki". 4 yaş bunun için biraz küçük değil mi diye düşündüm. Ama sonra da vereceğim cevabı bilemedim. Evet desem, çocukta saçma sapan bir beklenti yaratıcam, hayır desem, hayal dünyasına ne olacak? Biraz sendelikten sonra hayır dedim, aslında miki gerçek değil, sadece filmlerde var. Gerçekten üzüldü.
Dün Mickey Fare'nin Jack ve fasulye sırığı versiyonu dvdyi seyrederken dedi ki; "Anne, biz disniylend'e gittiğimizde aslında filmin içine girmiştik, di mi?" Yine aynı şaşırma, yine ne diyeceğini bilememe.
Bu arada, arkadaşıyla bir sihir yapmışlar, periye dönüşebilmek için...
Ona hergün bir şeylerin gerçekte olmadığını söylemek acaba onda ne tür sorunlar yaratıyor, ya da umut ettiğim gibi, bazı sorunları engelliyor mu? Belki de hep hayallerini desteklemek lazım. Gerçek nedir ki zaten? Belki de benim gerçeğim hayattaki perileri görmeye engel...
Bilmiyorum ama bugün kızım ilk defa bulaşık yıkadı, çok da güzel yıkadı. Onu unutmak istemediğim için buraya yazıyorum. En azından bu gerçek, bulaşıklar temiz temiz orada duruyor...
Çarşamba, Kasım 11, 2009
Salı, Kasım 10, 2009
Bienal 2009
Ne zamandır Selin'in günlüğünü ihmal ediyorum, aslında hep aklımda ama bir türlü fırsat bulamıyorum. Hep meşgulum ve hep yorgunum -nedense- ama yine de Pazar günlerini hep Selin'in hoşuna gidecek bir aktiviteyle değerlendirmeye çalışıyorum.
Bundan bir kaç hafta önce de Bienal'e gittik. Bu Selin'in gittiği 2. Bienal'di, geçen seferkini çok severek gezmişti ama bundan hiç hoşlanmadı. Bu yılki Bienal'in konusu Insan Nasıl Yaşar'dı. Ben bu soruyu duyduğumda daha çok sosyal olaylara odaklı bir Bienal beklerdim ama aşırı derecede politikdi. Bolşevik devriminde ölenler, Yugoslavya parçalanırken insanların yaşadığı dehşet verici olaylar, dünyadaki terör vs.
Selin'in neden sevmediğini anladınız sanırım. Pek 4 yaşına hitap etmiyordu ama bu kadar karamsar bir sergiyi sevmek kimse için kolay değil zaten. Bienal'in bu yılki en yaratıcı ürünlerini bence Türk sanatçılar yapmışlardı. Her birini zevkle izledim, çok orjinal ve çok güzeldiler. Ellerine sağlık.
Cumartesi, Eylül 26, 2009
Cumartesi, Temmuz 11, 2009
Ameliyat
Selin geceleri ağzı açık uyuyordu, onu kontrol ettirmek için KBB doktoruna gitmiştik, meğer geniz eti büyümüş, filmler tahliller derken 'sadece geniz eti mi alınmalı, yoksa kulağına tüpte takılmalı mı, bademciklerini de almak gerekiyor mu' muhabetti en sonunda bitti ve dün Selin'in geniz eti alındı. (Şu anda buzlukta duruyor!)Öncelikle Selin'in doktoru, sonra da tanıdığımız herkesin 'aşırı kolay bir ameliyat, endişelenecek bir şey yok' demesine inanmamak gerekiyormuş, özellikle narkozun etkisinden çıkarken çok -ama çoook- zorlandı. Bazı insanlar narkoza çok ters tepki verirlermiş, Selin'de onlardan çıktı. Neyse gerçekten geçirdiğimiz çook kötü bir günden sonra, Selin yavaşça normale döndü.
Dediklerine göre, bundan sonra çok daha rahat nefes alabilecek, uykusu daha rahat olacak, iştahı artacak ve kışları daha az hastalanacak. İnşallah, bakalım görücez.
Perşembe, Temmuz 02, 2009
Atatürk Arboretumu
Bile bile gittik. Bir umut belki içeri alırlar diye düşündük (ne de olsa pikniğe gitmediğimiz çok belli, 2 anne 2 küçük çocuk ağaç müzesi gezmeye gelmişiz) ama almadılar, yıllık kişi başı üyelik 350 Lira'ymış. Haftasonları sadece üyeler girebilirmiş.Aslında kurallara bu kadar bağlı olmaları çok güzel, herhalde o yüzden o kadar doğal kalabilmiş bir yer. Belgrad ormanlarının hali malum, mangal kokusu duymadan yürümek için bir kaç kilometre ilerlemek gerekiyor.
Neyse, arboretuma giremeyince Belgrad'a gittik, Belgrad'ın doğal güzelliği, çocukların oraya buraya tırmanması, kurbağa yakalamaya çalışmaları, ördekler, köpekler, atlar falan derken çok güzel bir gün geçirdik.
İnşallah bir haftaiçi bizde işe gitmek zorunda olmayız da arboretuma rahat rahat gireriz. Şurada Atatürk Arboretumu'nda çekilmiş güzel resimler var: http://www.agaclar.net/galeri/browseimages.php?c=494
Bu arada duyduğuma göre Yalova Karaca Özel Arboretumu'da harika bir yermiş. Belki bir gün yolumuz düşer...
Pazartesi, Haziran 29, 2009
Pazar, Mayıs 17, 2009
Yalnız oyuncaklar yalnız kalmasın!
Ben bu adamları çok seviyorum!
http://www.gea.org.tr/Eski%20haberler/yalniz_oyuncaklara_yeni_arkadaslar_11.htm
http://www.gea.org.tr/Eski%20haberler/yalniz_oyuncaklara_yeni_arkadaslar_11.htm
Avrupa Komisyonu Çocuk Web Sitesi

Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu’nun Söz Danışmanlık ile işbirliği yaparak gerçekleştirdiği, çocuklara yönelik mikro sitede çocuklar Avrupa Birliği konusunda doğru ve net bilgilere sahip oluyorlar. Çocuklar bu sitede Lokum ile birlikte oyunlar oynuyor, Lokum’un sorduğu soruları yanıtlıyor, boyamalar yapıyor ve Avrupa’yı keşfediyorlar. Lokum, çocukları çevre gönüllüsü olmaları konusunda yönlendiriyor, yenilikçi olmaları için heveslendiriyor.Meraklı, yaratıcı, yenilikçi ve gezegeni düşünen tüm çocukları Lokum, aşağıdaki linkte bekliyor. http://www.avrupa.info.tr/kids.html?LanguageID=1
Perşembe, Mayıs 07, 2009
Bir veteriner yetişiyor...
"Anne, ben büyüyünce kocaman bir evim olacak, dışarıda da bir ahır. İçinde bir sürü at, inek ve kuzu olacak, bi tane papağanım bir de ördeklerim. Ama ördeklerin kafeslerinin kapağı böyle açılıp kapanan cinsten olacak, sadece ben istediğim zaman dışarı çıkacaklar..."
Hala "Büyüdüğüm zaman anne olucam" diyor ama onun dışında istediği şey bu, bir çiftlik. (Bu arada büyüdüğünde sadece bir çocuğu olacakmış, elbetteki kız olmalı. Adını da "Ada" koyacakmış)
Hala "Büyüdüğüm zaman anne olucam" diyor ama onun dışında istediği şey bu, bir çiftlik. (Bu arada büyüdüğünde sadece bir çocuğu olacakmış, elbetteki kız olmalı. Adını da "Ada" koyacakmış)
Salı, Mayıs 05, 2009
Pazar, Mayıs 03, 2009
Nasıl anlatılır?
Ölüm 4 yaşındaki bir çocuğa nasıl anlatılır? Bilemedim.
Arkadaşlarım çocuklarına bir şeyi nasıl anlatacaklarını sorduklarında hep parlak fikirlerim olur ama kendi başıma gelince bazen saçmalıyorum. Dün Selin'i uykuya yatırırken bana Kurtuluş Savaşı'nı anlattırdı, sonra da Atatürk'ü sordu.
S: Nerede şimdi?
Öldü.
S: Niye?
Çünkü yaşlandı ve öldü.
S: Yaşlılar ölülermi?
Evet.
Selin'in gözler yaşla doldu, ağlamaya hazır bekliyor
S: Peki anane ve babaannede yaşlılar. Onlarda ölecek mi?
Evet ama daha çoook yaşlanmaları lazım.
S: Peki ben de ölecekmiyim?
Evet
Bir kaç gözyaşı dökülmeye başladı
S: Peki sen?
"Hepimiz ölücez annecim. Hayat böyle, doğar, yaşar ve ölürsün"
dedim ve Selin ağlamaya başladı
S: Anne sen ölme, bende ölmeyeyim, nolur...
ve uzun bir ağlayıştan sonra uyuyakaldı.
Ne dediysem bunun normal bir şey olduğunu, üzülmemesi gerektiğini anlatamadım.
Zor soruların ilk bir kaç tanesini iyi cevaplamıştım ama bundan fena halde çaktım. Şimdi de kitaplardan aslında bunu nasıl anlatmalıydım, bulmaya çalışıyorum.
Arkadaşlarım çocuklarına bir şeyi nasıl anlatacaklarını sorduklarında hep parlak fikirlerim olur ama kendi başıma gelince bazen saçmalıyorum. Dün Selin'i uykuya yatırırken bana Kurtuluş Savaşı'nı anlattırdı, sonra da Atatürk'ü sordu.
S: Nerede şimdi?
Öldü.
S: Niye?
Çünkü yaşlandı ve öldü.
S: Yaşlılar ölülermi?
Evet.
Selin'in gözler yaşla doldu, ağlamaya hazır bekliyor
S: Peki anane ve babaannede yaşlılar. Onlarda ölecek mi?
Evet ama daha çoook yaşlanmaları lazım.
S: Peki ben de ölecekmiyim?
Evet
Bir kaç gözyaşı dökülmeye başladı
S: Peki sen?
"Hepimiz ölücez annecim. Hayat böyle, doğar, yaşar ve ölürsün"
dedim ve Selin ağlamaya başladı
S: Anne sen ölme, bende ölmeyeyim, nolur...
ve uzun bir ağlayıştan sonra uyuyakaldı.
Ne dediysem bunun normal bir şey olduğunu, üzülmemesi gerektiğini anlatamadım.
Zor soruların ilk bir kaç tanesini iyi cevaplamıştım ama bundan fena halde çaktım. Şimdi de kitaplardan aslında bunu nasıl anlatmalıydım, bulmaya çalışıyorum.
Pazartesi, Nisan 27, 2009
Rahmi Koç Müzesi
Çok (hatta çooook) uzun zamandır gitmek istediğim Rahmi Koç Müzesi'nde Teneke Oyuncaklar sergisi olduğunu görünce, atladık gittik ve ne iyi ettik. İşin doğrusu Teneke Oyuncaklar müzesinin Istanbul Oyuncak müzesi gibi olacağını düşünmüştüm ama değildi. Aslında bir geminin ufak bir bölümünde sergilenmiş sınırlı sayıda oyuncaktan oluşan bir sergiydi. O yüzden çok ilgimizi çekmedi. Ama Rahmi Koç müzesinin kendisi çok inanılmaz bir yer olduğu için kesinlikle hayal kırıklığına uğramadık. Gerçekten muhteşem bir yer, herhalde dünyada eşi azdır. Gitmeyen herkese hararetle tavsiye edilir.
23 Nisan
23 Nisan'da okulda ülkeler defilesi olacakmış, o yüzden annelerden evdeki kıyafetlerden veya kostümcülerden çeşitli ülkelerin kıyafetlerini istemişler.Bizim bulmamız gereken kıyafet Ispanya'ydı. Elbetteki bu konuda dünyadaki en yeteneksiz insan olduğum için, -hayır olsam bile, evden kırmızı fırfırlı kumaşı nasıl bulucam? devamlı kot tshirtle gezen bir insana kırmızı fırfırlı bir kumaşı sorun bakalım... - kostümcüleri denemenin daha mantıklı olacağına karar verdim. Ama kostümcü nereden bulunur bilemediğim için, anneler grubuma bir email attım, meğer arkadaşlarım bu konuda ne kadar bilgililermiş! Sağolsunlar sayelerinde anında bir kostümcü buldum: Bostancı'daki Megakid (Megakid.com.tr) Bana hemen 4 yaşa uygun bir Ispanyol kıyafeti,(body'si tokası falan dahil) buldular. (Kirası 30, satınalmak içinse 60 TL).
Selin kıyafeti çok sevdi, okulda da çok eğlendi. Anlata anlata bitiremedi.
Arkadaşlarımın tavsiyelerinden bir diğeri ise Profilo'daki Kostümcüm'dü (Kostümcüm.com) Bana uzak kaldığı için gitmedim ama ihtiyacı olanların aklında bulunsun...
Pazartesi, Şubat 02, 2009
Organik Kıyafetler
Organik kıyafet olayına çok önem vermiyorum aslında ama yine de Selin 1.5 yaşına gelene kadar ona organik iç çamaşır giydirdim. Diğer kıyafetlerinin hiçbiri organik değildi ama iç çamaşırları vücuduna direkt temas ettiği için önemli diye düşünmüştüm.Ama 1.5 -2 yaşından sonra hiç bir yerde organik iç çamaşırı bulamadık çünkü bebekler için bu kıyafetleri yapan firmaların hiç biri çocuklar için organik kıyafet üretmiyordu. Hem yurtiçinde hem de yurtdışında baktım aslında ama bulamadım. Dün yeni açılan çocuk alışveriş merkezi Mohini'de bir dükkan gördük, Kapbula. İzmir bazlı bu firma ilk dükkanlarını Mohini'de açmışlar. 6 yaşına kadar çocuklar için organik iç çamaşırı yapıyorlar. Külotlar 16, fanilalar ise 18 Lira civarı.
Organik yiyecek, içecek kadar önemli olmasa da insanın içini rahatlatan bir ürün.
Perşembe, Ocak 22, 2009
Yusuf'un ve Nur'un annesi
Leyla'yı takip etmeye başladığımda Yusuf'u büyütmek (RaisingYousuf) adlı bir blogu vardı. O Filistin'li bir gazeteci gözüyle hayatını, oğlunu, ailesini, politikayı, gezilerini anlatıyordu.Sonra o ve eşi, kendi isteklerinin dışında Amerika'ya iltica ettiler, bir de kızları oldu, Nur. Sonra blogunun adını "Raising Yousuf and Nour" olarak değiştirdi. ( http://a-mother-from-gaza.blogspot.com/ )
Leyla çok iyi yetişmiş, kendini kusursuz ifade edebilen, dürüst, çocuklarına düşkün, güzel bir insan. Annesi ve babası bombalar altındayken yaşadıklarını yazıp Filistin'lilerin de insan olduklarını -özellikle Amerika'lılara- çok güzel anlatıyor. Ona destek veren milyonlarca takipçisine Filistin'i ve oradaki insanların yaşadıklarını hiç kimseden korkmadan anlatıyor.
Israil'in saldırılarından önce de blogunda gerçekten çok acı şeyler vardı ama son bir aydır yazdıklarını okudukça insanlığımdan utanıyorum. Inşallah bu ateşkes savaşın sonu olur ve Leyla'nın sıradan ama eğlendirici günlük hayatını takip etmeye geri döneriz.
Güneş neyi ısıtır?
Pazar, Ocak 11, 2009
Cuma, Ocak 02, 2009
3.5 yaşında
En sevdiği renk için "Her rengi seviyorum" diyor ama aslında sarı ve yeşil favorileri.
En sevdiği film bugünlerde "Arabalar" özellikle Sally. "Büyüdüğüm zaman kendime bir Seli alıcam" diyor.
En sevdiği çizgi filmler ise "Bambi" ve "Tamirci Bob/Bob The Builder". Tamirci Bob'un şarkısını her duyduğunda ortaya atılıp dans ediyor, daha doğrusu evde dört dönüyor. Şarkıdaki "Can you fix it"i "Ken yu kiksit" olarak söylüyor ve "Yes we can"lerde bağırmayı ihmal etmiyor. Bi aralar Charlie ve Lola'ya takmıştı ama bugünlerde onları çok hatırlamıyor. Hala Winnie the Pooh ve Mickey Mouse filmlerini severek izliyor.
En sevdiği arkadaşı Eda ama aralarda Umut diyor. (Umut başka bir okula geçeli 4 ay oldu ama Selin'in favorisi olmaya devam ediyor).
Selin 27 aylık olduğunda haftanın 3 günü yarım gün okula gitmeye başlamıştı. Şu anda hergün yarım gün okula gidiyor. Herhalde gelecek yıl artık tüm güne geçeriz.
En sevdiği kitabı yazmak zor. Kitapları o kadar seviyor ki, hangisi en favorisi bilmiyorum. Ama devamlı Tubitak'in Meraklı Minik dergilerini alıyorum çünkü elinden düşürmüyor. Atlar ve kedilerle ilgili kitapları da genelde etrafında tutuyor, aralarda kendi kendine okuyor.
En sevdiği oyuncakları ise yine hayvanları. Hala bebeklerle oynamayı sevmiyor. Evimizde -gelen bir kaç ufak tefek hediye dışında- hiç bebek yok. 100 parçalık puzzleları çok rahat yapabiliyor ama puzzlelardan sıkıldı sanırım. Arabalar gibi ilginç bir şey olmazsa, puzzlelarla hiç ilgilenmiyor.
Okulda satranç dersi var, çok rahat öğreniyor ve heyecanla bize de anlatıyor. Yine aynı şekilde Ingilizce'yi çok rahat öğreniyor.
Bir yaşından beri değişmeyen nadir şeylerden biri "Anne, işe gitmesen olmaz mı?" sorusu. Bunu hala hergün soruyor. (Binnur Yeşilyaprakın "Çalışan Anne ve Çocuk" kitabına istinaden söylemek isterim ki bununla doğan çocuklar, hiç te bunu daha kolay kabul etmiyor. Binnur Hanım'ın yazdığı kitap yanlışlarla dolu, gerçekten okurken kızdığım nadir kitaplardan)
Hala jetonlu aletleri, atlı karıncaları ve sirkleri çok seviyor ama en favori yeri hayvanat bahçeleri. Hep gitmek istediği yer ise bir çiftlik. "Hadi bugün çiftliğe gidelim" diyor ama bizim tanıdığımız insanlara ait çiftlikler olmamasını anlamıyor. Çiftlikler onun gözünde hayattaki en eğlenceli yerler.
Hafızası bizi şaşırtmaya devam ediyor. Ne nerede, ne zaman ne yaptık, niye yaptık hiç bir şeyi unutmuyor. (Mesela renkli mumlardan resim yapmaya çalışırken, evde renkli mum yok dedim. "Bi saniye" dedi, içeriye koşup çekmecelerden bir kaç tane hayvan şekilli mum getirdi. "Anne bak, bunlar Edi dayı'nın doğumgününde kullandığımız mumlardı" dedi. Gerçekten bu mumları Erdal'ın Nisan ayındaki doğumgününde kullanmıştık ve o günden sonra hiç lafını etmedik)
Hala kaybetmeyi öğrenemedi, ufacık bir oyunu bile kaybettiği zaman kızıyor. Aralarda önüme Şeker Diyarı'nı getiriyor, oynamaya başlıyoruz ama ben onu geçtiğim anda sinirlenmeye başlıyor. Herhalde 6 - 7 yaşından önce öğrenemeyecek.
Günde 300 ml kadar süt içiyor. Peyniri hala sevmiyor. Yemek yemeyi genelde sevmiyor zaten, tek sevdiği şey hala meyveler. Sevmediği meyve yok gibi. Herhalde o yüzden kilosunda bir sorun yok, 16.5 kilo ve 101.5 cm.
Kızların erkeklerden farklı olduklarını biliyor ama nasıl farklı olduklarını söyleyemiyor.
Hayatta en sevmediği şey uyku. "Ben büyüdüğüm zaman hiç ama hiç uyumuycam" diyor. Şu anda günde 10 saat kadar uyuyor. Buradaki en büyük sorunumuz ise hala bensiz uyuyaması. Kendi kendine yatağına ne zaman gidip uyuyacak bilmiyorum.
"Büyüdüğün zaman ne olacaksın?" sorusuna "Anne olucam" diyor.
Hala çok komik ve çok sevimli. Etrafında hep arkadaşları veya akrabaları olsun istiyor. Yoksa o zaman durmadan gezmemiz gerekiyor.
İşte 3.5 yaşındaki Selin böyle...
Hala jetonlu aletleri, atlı karıncaları ve sirkleri çok seviyor ama en favori yeri hayvanat bahçeleri. Hep gitmek istediği yer ise bir çiftlik. "Hadi bugün çiftliğe gidelim" diyor ama bizim tanıdığımız insanlara ait çiftlikler olmamasını anlamıyor. Çiftlikler onun gözünde hayattaki en eğlenceli yerler.
Hafızası bizi şaşırtmaya devam ediyor. Ne nerede, ne zaman ne yaptık, niye yaptık hiç bir şeyi unutmuyor. (Mesela renkli mumlardan resim yapmaya çalışırken, evde renkli mum yok dedim. "Bi saniye" dedi, içeriye koşup çekmecelerden bir kaç tane hayvan şekilli mum getirdi. "Anne bak, bunlar Edi dayı'nın doğumgününde kullandığımız mumlardı" dedi. Gerçekten bu mumları Erdal'ın Nisan ayındaki doğumgününde kullanmıştık ve o günden sonra hiç lafını etmedik)
Günde 300 ml kadar süt içiyor. Peyniri hala sevmiyor. Yemek yemeyi genelde sevmiyor zaten, tek sevdiği şey hala meyveler. Sevmediği meyve yok gibi. Herhalde o yüzden kilosunda bir sorun yok, 16.5 kilo ve 101.5 cm.
Kızların erkeklerden farklı olduklarını biliyor ama nasıl farklı olduklarını söyleyemiyor.
Hayatta en sevmediği şey uyku. "Ben büyüdüğüm zaman hiç ama hiç uyumuycam" diyor. Şu anda günde 10 saat kadar uyuyor. Buradaki en büyük sorunumuz ise hala bensiz uyuyaması. Kendi kendine yatağına ne zaman gidip uyuyacak bilmiyorum.
"Büyüdüğün zaman ne olacaksın?" sorusuna "Anne olucam" diyor.
Hala çok komik ve çok sevimli. Etrafında hep arkadaşları veya akrabaları olsun istiyor. Yoksa o zaman durmadan gezmemiz gerekiyor.
İşte 3.5 yaşındaki Selin böyle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














