Bu yıl yine Bugs Bunny sirkte, Mickey bilmem nerede gibi gösterilerin hepsinde gerçekten karnıma ağrılar girdi. Artık bu tip gösterilere para akıtmaktansa, kendi sevdiğim, kızımın da sevebileceği gösterilere gitmek istiyorum ama böylesi pek bulunmuyor. Bu yıl en sevdiğim gösteri Chicago'ydu ama ona Selin'i götürmek çok mantıklı değildi. O yüzden Sirk dü Söley'in biletlerini büyük bir heyecanla aldım. Sirk dü söley'i ilk duyduğumda 21, 22 yaşında falandım, Las Vegas'taki gösterisine gitmiş bir kaç arkadaşım ballandıra ballandıra anlatmışlardı. O zamandan beri hayalini kuruyordum. Saltimbanco güzeldi ama asıl diğer gösterileri, Totem'i, Mystere'i vs merak ediyorum. Inşallah onlarda gelir.
Bu arada, Selin'in hayvansız bi sirki sevip sevmeyeceğini bilemedim. O yüzden önceden, 'aslında bu insanların sıradan cambazlar olmadıklarını, bir gösteri sanatı yaptıklarını, bunu sirk izler gibi değil de sanki bir resme bakar gibi veya bir bale gösterisi izler gibi izlemesi gerektiğini' anlattım. Gösteri bittiğinde Selin, "sanki bir rüya gibiydi" dedi. Ama beraber gittiğimiz arkadaşımın 6 yaşındaki oğlu, gösterinin yarısından itibaren "çooook sıkıldııım" diyip durdu, gördüğüm kadarıyla etraftaki diğer erkek çocukları da Tuna'nın verdiği tepkiyi verdiler. Uyduruk Ben 10 gösterisinde ciğerleri patlayacakmış gibi bağıran erkek çocukları, güzelim gösterilerde uyukluyorlar. Kızlar ise aksine büyüleniyorlar. Nasıl oluyor da bu çocuklar birbirinden bu kadar farklı olabiliyor, bu insan doğası mı yoksa yetiştirilme şekli mi?
Neyse işin biyolojik, sosyolojik vs taraflarını ayıklamayı pas geçersek, kısaca söylemek istediğim şey eğer kızınız varsa, Cirque du Soley'i kaçırmayın.
Preview the show
Selin'in Günlüğü
Salı, Şubat 22, 2011
Perşembe, Şubat 10, 2011
Body Worlds

Gerçekten çok özel, herkesin görmesi gereken bir sergi, veletler hariç...
Giderken yanlız gidin, 'ufaklıklar vücut yapısının neye benzediğini görsünler' gibi saçma sapan düşüncelere kanmayın, dolduruşlara gelmeyin.
Hakikaten korkuyorlar. Tecrübeyle sabit.
Çarşamba, Eylül 29, 2010
Babies
Bugün Babies'i izlerken, aklıma Bıdık'ın Selin'e ilk yaklaştığı zamanlar geldi. Bize, "bebeği evdeki hayvanlarla karşılaştırmadan önce, mutlaka kirli bir bezini koklatın" demişlerdi. Gerçekten Bobi Selin'e çok kolay alıştı ama Bıdık'ın alışması günler aldı. Belki de bu kirli bez olayı sadece köpeklerde işe yarıyordur... Bu resimler Bıdık'ın Selin'e ilk yaklaşma denemelerinden..

Filmdeki Moğol bebek Bayar gibi, Selin'de küçükken evdeki hayvanlara çok zarar verirdi. Bıdık'ın kuyruğunu kulağını falan çeker, Bobi'nin üstüne yatar, ayağını çeker, kafasına bir şeyler atardı. Hatta bir keresinde kafasına bir tencere kapağı geçirmişti. Ne Bıdık, ne Bobi tek bir kere bile Selin'e zarar vermediler. Gerçekten, hayvanlar nasıl oluyor da bebekleri anlıyorlar bilmiyorum, Babies'de kocaman inekler bebeği ezebilecekken, bir şekilde ona zarar vermeden geçiyorlar.
Son yıllarda izlediğim iyi filmlerin çoğu belgeseldi. Bu da onlardan. Keşke buna benzer bir film, Türkiye'nin dört bir yanında çekilse, o da çok güzel bir film olurdu herhalde.

Filmdeki Moğol bebek Bayar gibi, Selin'de küçükken evdeki hayvanlara çok zarar verirdi. Bıdık'ın kuyruğunu kulağını falan çeker, Bobi'nin üstüne yatar, ayağını çeker, kafasına bir şeyler atardı. Hatta bir keresinde kafasına bir tencere kapağı geçirmişti. Ne Bıdık, ne Bobi tek bir kere bile Selin'e zarar vermediler. Gerçekten, hayvanlar nasıl oluyor da bebekleri anlıyorlar bilmiyorum, Babies'de kocaman inekler bebeği ezebilecekken, bir şekilde ona zarar vermeden geçiyorlar.
Son yıllarda izlediğim iyi filmlerin çoğu belgeseldi. Bu da onlardan. Keşke buna benzer bir film, Türkiye'nin dört bir yanında çekilse, o da çok güzel bir film olurdu herhalde.
Salı, Eylül 21, 2010
5 yaşında Selin
Tükürüğüyle kocaman balon yapabilen nadir insanlardan. Gerçek bir yetenek.
Çok zıpır, tam fırlama. O kadar komik ki, büyüdüğünde stand-up komedyen olmaya aday.
Devamlı konuşuyor. Hiç durmuyor. "Anne biliyormusun, Yasemin'in küçükken bir muhabbet kuşu varmış. Ama ölmüş. Iyi bakamamışlar mı yoksa yaşlandığı için mi bilmiyorum. Keşke ölmeseymiş.... Yatakta zıplarken güm diye düşmüş, inanabiliyormusun? Biz çok güldük... Sonra benim odanın önündeki camları kırdırır, oraya bi ahır yaptırırız, küçük bir at alırız, o at büyüyüp yaşlanınca ölücek di mi? Hıh işte ondan sonra yine bebek bi at alırız.. Su bize gelsin diye annesiyle konuşacakmış ama daha arkadaşlarında kalmasına izin vermiyorlarmış, o yine de...". Konuları birbirine bir şekilde bağlıyor. Aralarda benden sadece evet / hayır / hııı gibi yorumlar çıkması yetiyor, o konuşmaya devam ediyor.
Cin gibi! 5 yaşında olduğuna bin şahit lazım. Sebeb-sonuç ilişkisini çok mantıklı bir şekilde kuruyor. Devamlı soruyor, anlamaya çalışıyor. Herhangi bir sorunla karşılaştığında, nasıl çözülebileceği konusunda bir sürü alternatif sunuyor, çoğunlukla ağzımız açık seyrediyoruz. Dil pabuç kadar ama cümleleri o kadar güzel kuruyor ki, kızmak zor oluyor. Maşallah!
Şu anda anne babayla hiç benzerliği olmayan kendine has bir şahıs. Bu yaşta şahıs olunabiliyor mu gerçekten?
Kendine güven hat safada. Sorulduğu zaman "ben büyüdüğümde bin tane şey olucam diyor". Eskiden "hayvan doktoru ve at binicisi olucam" derdi ama bunlara dansçı, sihirbaz, kovboy vs vs eklendi.
Hayvanlar hala onun için çok önemli, kurduğu oyunların hepsi hayvanlarla. Evimizde sürekli olarak Bobi, kedilerimiz ve kaplumbağalarımız var ama aralarda kavanozlar içinde karıncasından, uğur böceğine, salyangozundan örümceğine yaratıklar girip çıkıyor.. Hayatta en istediği şey bir papağan ya da muhabbet kuşu almamız.
Keçi gibi inatçı, hele kıyafet konusunda canımı okuyor. Etrafta ne kadar pembe, cafcaflı, pırıl pırıl şey varsa hepsini giymek istiyor. Kışın ortasında yazlık, yazın ortasında kışlık. Üstüne sadece bi tshirt giyerek, eteksiz pantalonsuz dışarı çıkmak istiyor. Allahtan okulda kıyafeti çok kısıtlıyorlar, inşallah zamanla o da bu kıyafet olayını aşar.
Hala mızmız, istemediği bir şey olduğunda hemen gözleri sulanıyor.
Doğduğunda annenin de babanın da mutluluktan ağlamış olmasını unutmuyor. "Insan mutluluktan ağlar mı gerçekten, allah allah" diyor.
Hala erkekler ikinci sınıf vatandaşlar. "Efe'yle neden oynamıyorsun" diye sorduğumda, burun kıvırarak "ama o erkeeek" diyor... Arkadaşları içinde en güzel oyun oynadığı Lara, onunla artık farklı okullarda olduğu için çok üzülüyor. Onun dışında, komşumuz Büyük Selin ve Nil devamlı görmek istediği arkadaşlarından.
Ve tabii ki en sevdiği film hala "Arabalar". Filmdeki bütün şarkıları ezbere biliyor. Arabalar'ın ikincisi çıksın diye bekle bekle öldük. Allahtan aralarda Disney, 5 dakikalık Mater'in Hikayeleri'ni veriyor, onlar da yeteri kadar heyecan yaratıyor. Sinemaya gitmeyi seviyor, bu yıl bir sürü film izledi, en son Kediler ve Köpekler ve Çılgın Hırsız'ı izledi.
Yazın tiyatrolar kapanıyor ama kışın hala düzenli olarak gidiyoruz, çok seviyor.
Çok ilginç bir şekilde Rodger Hodgson seviyor. 5 yaşında, Ingilizce bilmeyen çocuklara da hitap ediyor olabilir mi? Aralarda inceperdi, injeperdi şakıyor. Diğer zamanlarda çocuk şarkıları dinlemeye devam ediyor.
Hergün kitap okumaya devam ediyoruz. Bazen ben kaytarmaya çalışsam da izin vermiyor. Şu anda Felaket Henry'nin maceralarına çok gülüyor. Scooby Doo'nun hikayeleri ve Mickey'le Mini'nin dedektiflik hikayeleri de sevdikleri arasında.
Hala resim yapmayı, dans etmeyi, şarkı söylemeyi seviyor.
Hala uyumaktan nefret ediyor. Geceleri 11'de zor uyuyor, sabahları erkenden zıplayarak kalkıyor. Erken yatırmaya çalıştığımda, "ben senin istediğin saatte, senin istediğin şeyleri yapmak zorunda mıyım?" diyor. Hala bensiz yatamıyor. Yatmadan önce mutlaka sırtını kaşıttırıyor, bacakları ağrıdığı için masaj yaptırıyor. Bazen gecenin ortasında uyandırıp masaj istiyor. Günde 10 saat uyuyor.
Yemekle hala arası iyi değil ama allahtan meyve sevgisi devam ediyor. Her meyveyi severek yiyiyor. Yumurta, beyaz peynir, çörek, börek, tatlı hiç yemediği şeyler. Taze fasülyeyi, semiz otunu, bamyayı, pirzolayı ve makarnayı seviyor.
Şu anda boyu 1.22 cm ve 22.5 kilo. Ayaklar palet gibi, 31 numara.
Ata binmeyi seviyor ama atı kendisi idare edemiyor. Korktuğundan veya dengeyi sağlayamadığından değil, biraz daha pratik yapması gerektiğinden.
Yüzmeyi öğrendi, daha doğrusu kolluk takmayı bıraktı. Hala kulaç atarak yüzemiyor ama köpekleme veya dala çıka suyun üstünde kalabiliyor.
Bilgisayar oyunlarını çok seviyor ama haftada sadece 2 saate izin veriyoruz, o yüzden kızıyor.
Eski okulundan ayrıldı. Şimdiye kadar bol bol oyun oynayabileceği, okuma-yazma / bilgisayar vs ogretmeyen, yeşil bahçeli okullara gitti. Ama artık "anaokul" kültüründen farklı, çok daha kurumsal, daha büyük, gerçek anlamda bir "okul"a başladı. Şimdilik çok sevmiş görünüyor, her gece durmadan anlatıyor, umarım böyle devam eder. Şimdiye kadar en sevdiği dersler seramik dersi ve dans dersi oldu. Erkek çocuklarının bale pabuçları giymeleri çok komiğine gidiyor. Komik olan başka bir şey de, Ingilizce öğretmeninin adı; Mistır Hiigıreyv, diyip gülüyor.
Öyle sıkıca sarılıp, öyle bir öpüyor ki alıp içime sokasım geliyor. Hayatımın aşkı...
Cumartesi, Mart 13, 2010
Eminönü
Cumartesi öğle arası gittiğimiz için park bulmak sorun oldu ama hava güzel olduğu için uzun uzun keyifle yürüdük. Kapalıçarşı'yla başlayıp, oradan Tahtakale üzerinden Mısır Çarşısı'na kadar gittik.
En son Çiçek pazarı ve evcil hayvan pazarına uğrayıp, tavşanları, horozları, ördekleri sevdik. Balıklara uzun uzun bakıp, bir kaç ufak tefek şey aldık.
Güzel bir gündü ama kısa sürdü. Bir dahaki sefere, hafta içi gidip daha uzun kalmalı.
Cevizli cupcake
Tarifini şu kitaptan, gıda boyası, süsleme şekerlerini falan da Mısır çarşısındaki Nüans'dan aldık.
Ama emeklerimize değdi. Selin istediği gibi süsledi, ben de istedim gibi yedimmm...
İşte son durum
Bu arada, Selin'e okulda verilen ödev, kavanozun içinde ufak bir salyangoz. Salyangozlar ne yer ne içer derdine düştük.
Yine, Bıdık kaplumbağalara musallat olduğu için, onları işe götürmek zorunda kaldım. Elimdeki kaplumbağa poşetine dikkat edeyim derken, yolda kaza yaptım ve hem kendi arabamı hem de bir komşumun arabasını haşat ettim.
Bir evde köpek, kediler, kaplumbağalar, civciler, salyangozlar olursa ne olur? Tabii ki keçileri kaçırmaya ramak kalır, ama telaşa lüzum yok. Arabanın masrafını ödemek, aklımı başıma getirir.
(Fotoğraf not: Selin civcivlere, 'Hadi Uyu Küçük Kuş' kitabını okurken)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
