Cumartesi, Mart 22, 2008

Sit Nene'nin Masalları

Bugünlerde her kitapçıda çocuk kitaplarının en önüne bu kitabı koyuyorlar. Böyle nine masallarını falan pek almıyoruz aslında çünkü çok uzun oluyorlar ve mutlaka bir ders vermeye çalışıyorlar. Selin'in yaşından bu kadar uzun bir hikayeye konsantre olması beklemediğimiz için hep pas geçiyoruz ama bu kitabın resimleri o kadar güzeldiki almadan edemedim. İşin ilginç tarafı bu resimleri Müjdat Gezen çizmiş. Çok harika olmuşlar, insan tekrar tekrar bakmak istiyor. (Çok ufak çocukların anlamasını sağlamak için biraz daha üzerinde çalışılabilirdi ama sanırım hedef kitle 5 yaşın altı çocuklar değil)

Neyse masal gerçekten çoook uzun ama Ayşe Kulin basit ve güzel bir dille yazmış. Selin -ki daha 3 yaşına girmedi- 50 küsur sayfalık masalı gık demeden başından sonuna dinledi.

Kitap 15 YTL ama parasına değer, zaten Ayşe Hn ve Müjdat Bey kitabın gelirini Unicef'in Kız Çocuklarını Eğitim Programı'na bağışlamış. Ne güzel düşünmüşler. Sırf bu yüzden almamak olmazdı zaten...

http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=SVD5WYJB4N3NC5OUX302

Alis Harikalar Diyarında

Bu haftasonu Akbank Sanat'ın Alis Harikalar Diyarında oyununa gittik. Çok uzun zamandır gitmeyi isteyip de bir türlü gidemediğimiz için, büyük beklentilerle gittik ama kötü çıktık.

Aslında sevilmeyecek bi tarafı yoktu; süper bir konusu, harika kostümleri (ve türlü kuklaları, evleri, hayvanları), hoş müzikleri ve Masal Masal İçinde'de seyrettiğimiz ve çok sevdiğimiz oyuncuları vardı. Bu sefer Işıl Bey'de hiç kabahat bulamadım.

Ama konu 7 yaş altı çocuklara hitap etmiyordu, o kadar çok şey o kadar kısa zamanda değişiyorki, büyükler bile pür dikkat izlemezlerse anlamalarına olanak yok. Zaten bit kadar bir odanın içine 150 kişi girince hiç bir şeyin tadı kalmıyor. Bunlar yetmezmiş gibi birde bacak kadar bir velet bas bas bağırıyor diye babasıyla başka bir kadının kavga etmeleri, oyuna geç kalıp en son sıralardan izlemeye çalışmak, Istiklal caddesinde bir sürü uyuşturucu bağımlısının arasından hızla koşarken kadının birinin çantasını Selin'e çarpması gibi şeylerde keyfimize tuz biber oldu.

Ama bu oyuna bir daha gitmeyi çok isterim. Gerçekten daha adam gibi bir yerde oynansaydı, diğer izleyiciler eziyet etmeseydi ve iyi bir yerde otursaydık, şöyle keyifle seyredebileceğimiz bir oyundu. Bir kaç izlemede Selin'de konusunu sökerdi zaten.

Belki şöyle herkesin Istanbul'u terkettiği bayramlardan birinde....

http://www.biletix.com/event.htm?id=JAS05

Not: Bu arada, Selin bu oyunun broşürüne bayıldı. Broşür oyunu özetleyen çok sevimli çizimlerle dolu. Gittiğimiz her yere bu broşürde bizimle beraber geldi, hatta bir ara üzerine bir şey koyduğum için azar bile işittim. Elinize sağlık Karina hanım.

Perşembe, Mart 20, 2008

1000ci gün!


Bugün Selin'in doğumunun tam 1000ci günü! O yüzden Selin'in ilklerini tekrar yazıp, son eklemelerini yapıyorum.

Nice mutlu, sağlıklı 1000 günlere, benim dünyalar güzeli küçük maymunum!

Ilk doğum günüm
24 Haziran 2005 Cuma, Sabah 8:54 (3 kilo 50 gr, 49 cm)

Göbek bağım düştü
3 Temmuz 2005 (10 günlük)

İlk uçak yolculuğum
20 Eylül 2005 (3 aylık) Fethiye'ye tatile gittim

İlk defa denize girdim
21 Eylül 2005 (3 aylık)

Oturmaya başladım
10 Aralık 2005 (6 aylık)

Anne dedim
21 Aralık 2005 (6 aylık) Valla dedim!

İlk dişim çıktı
9 Şubat, 2006 (9 buçuk aylık)

Emeklemeye başladım
24 Nisan 2006 (10 aylık)

11 aylıkken söyleyebildiğim kelime sayısı 9

Yürümeye başladım
1 Ağustos 2006 (13 aylık)

14 aylıkken söyleyebildiğim kelime sayısı 25

"Bobi geldi, Maymun düştü" dedim
2 Kasım 2006 (16 aylık) Bobi köpeğimiz, Maymun ise beşiğime bağlı duran oyuncağım

16 aylıkken söyleyebildiğim kelime sayısı 125

Iki kelimelerden 3 kelimelere geçiyorum
21 Kasım 2006 (17 aylık) "Baba beni seniyor mu" dedim - ("Anne beni seviyor mu, Anne beni çok seviyor" şarkısının devamı...)

Şarkı Söylemeye Başladım
Ocak 2007 (18 aylık) "Orta Parmağım, Orta Parmağım, Nerdesin, Nerdesin, Burdayım", melodisiyle beraber çok güzel söylüyorum!

Konuşmaya Başladım
Ocak 2007 (18 aylık) Annem bildiğim kelimeleri saymayı bıraktı, çünkü artık hemen hemen herşeyi söylüyorum.

10'a kadar sayıyorum
5 Mart 2007 (21 aylık) Hem Ingilizce hem Türkçe 10'a kadar sayabiliyorum!

Mandalları Kullanabiliyorum
25 Nisan 2007 (22 aylık) Artık rahatlıkla mandalları açıp, perdelere :o) takabiliyorum.

Bisiklete biniyorum
20 Mayıs 2007 (22 aylık) Bisikletin pedallarını çevirebiliyorum.

20'ye kadar Ingilizce sayıyorum
1 Haziran 2007 (23 aylık) Hem de kendim öğrendim!

Artık bebek bezi takmıyorum!
28 Haziran 2007 (24 aylık) Yaşasın, böyle amma da rahatmış...

Ilk defa durup dururken annemi öptüm
26 Temmuz 2007 (25 aylık)

Merdivenlerden inebiliyorum
20 Ağustos 2007 (26 aylık)

Okula başladım
1 Eylül 2007 (27 aylık) Aslında oyun grubu ama olsun...

Ilk defa yurtdışına gittim
7 Eylül 2007 (27 aylık) Singapur'a uçtum, uçtum, uçtuuum

Ilk defa "Annecim seni çok seviyorum" dedim
14 Eylül 2007 (27 aylık)


Decimal birthday

Pazar, Mart 16, 2008

Benim güzel pabuçlarım

En sonunda Selin'i ağlattım!

Halbuki bu oyunu bulduğumuza çok sevinmiştim. Kültür Bakanlığı'dan büyük ödül almış, palyaçolar ve sirkle ilgili gayet güzel bir hikaye gibiydi. Tanıtımında şöyle yazıyordu: "Günün birinde sirke robot palyaço gelir ve yaşlı palyaço sirkten kovulur. Bu kadarıyla da kalmaz çok sevdiği pabuçları elinden alınır. Palyaçomuz pabuçlarını almak için iş aramaya başlar..... Renkli, eğlendirici, müzikli palyaço şovlarıyla ve şarkılarla görsel bir şölene dönüşen oyun, tiyatronun eğlendirerek eğitmek kuralını ön plana çıkarmayı amaçlamıştır"

Çok da güzel başladı. İçeri girer girmez artık çocuk tiyatrolarında görmeye aşina olduğumuz insanları gördük. Ağzından lolipopunu düşürmeyen çocukla kafasından gözlüklerini çıkarmayan annesini, saçlarını kocaman pembe tüylü, dantelli tokalarla bağlayan kızı ve devamlı gülümseyen ananesini, sürekli sahnede koşuşturmayı seven oğlanı ve ona uzaktan el işaretleri yapan babasını, ipod'unu takmış anneyle sarışın güzel oğlunu, babasından 2 dk ayrı kalamayıp histerik çığlıklarla ortalıkta koşan çocuğu. 70-80 kişilik bir de okul grubuyla 4 öğretmenleri de oradaydı.

Oyunun kendisi ise gerçekten harika başladı. Palyaçolar tam sirkteki gibi bir gösteri yaparak konuyu açtılar, Selin alkışlarla kahkahalarla izledi. Sonra birden palyaço sirkten kovuldu, ayakkabısız kaldı. Sonra korkuluğa ceketini verdi, ceketsiz kaldı, mavi saçlı çocuğa kırmızı burnunu verdi derken Selin koptu! Tamam gerçekten duygusal sahnelerdi ama bu kadar üzülmeninde gereği yoktu. Ne dediysem fayda etmedi, pabuçsuz palyaçonun haline hüngür hüngür ağladı, bizde sonunu izleyemeden ordan çıktık.

Çıkarken diğer çocuklara baktım, evet hepsi çok üzgün görünüyordu ama aralarında ağlayan yoktu. Acaba biz Selin'i aşırı duygusal yetiştiriyor olabilirmiyiz, çok mu korumacıyız diye düşündüm. Belki de sadece uykusu geldiği için aşırı tepki gösterdi, bilmiyorum. Her fırsatta pedagoglara koşan annelerden olmak istemiyorum ama biraz araştırmakta fayda var herhalde.

http://www.biletix.com/event.htm?id=JTYA2

Perşembe, Mart 13, 2008

Masal Masal İçinde

Oyundan önce bir sürü çocukla şu sallanan at yüzünden kavga etmeseydik, oyun sırasında yine bir sürü çocuk sahneye çıkıp oturmasaydı, aralarından bazıları oyuncuların yanında koşuşturmasalardı hatta anneleri de yapılan ikazları taksaydı, masallar masal içinde olmasalardı da ayrı ayrı anlatılsalardı, dekor daha güzel olsaydı (ya da dekor olsaydı!), çocukların bir oyuna 1 saat durmaksızın konsantre olamayacaklarını anlayıp bir ara koysalardı, gerçekten çok güzel bir oyun olabilirdi.

Bu oyundaki masallara bayıldık. Selin bir haftadır hergün bana oyundaki başka bir masalı anlattırıyor "Anne mavi bulutu anlat" "Anne küçük çocuğu anlat" diyor. Valla Işıl Hanım gerçekten masalları çok güzel düşünmüşsünüz. Elinize sağlık. Ama oyunun kurgusu sanki biraz daha büyük çocuklar için yapılmışdı. Keşke bu oyuna da 7 yaş altını almasaydınız veya kurguyu biraz daha basit tutsaydınız.

Oyunculara ise değinmeden geçmek istemiyorum. Komiklik ile şaklabanlık arasındaki farkı bilen, tecrübeli, harika sesleri olan, oyunculuk kabiliyetleri ise hakkaten takdire layık insanları çocuk tiyatrolarında görmeyeli çok olmuş. Tek sorununuz fazla kibar olmanızdı. O çocukları sahneden bir türlü indiremediniz. Hadi siz çok tatlısınız ama bu tiyatroda oyuncular dışında kimse çalışmıyor mu? "Ay naapaiim? Çocuk sahnede oturmayı seviyoo, ne yaparsam yapayım kalkmıyooo" diyen, tiyatro adabından sıfır puan almış annelere hakim olacak tek bir insan yok mu?

Gerçekten tiyatroların başarılı olması için oyunun güzelliği yetmiyor. Izleyicilerinde biraz edepli olması gerekiyor. Maalesef biletix edepli izleyicilerle diğerlerini ayırt etmeyi bilmediği sürece, biz her oyunda acı çekmeye mahkumuz...

http://www.biletix.com/event.htm?id=JBX09

Uçarken görmemiş...

Okulda yapılan bir etkinlik:

Konu: Balkonunuzda kanadı kırılmış bir kuş buldunuz. Kuş sizi görünce daha çok hareket edip korkuyor. Hareket ettiği için de canı yanıyor. Şimdi ne yapmanız gerekiyor? Sizce kuş nasıl yaralandı?
Amaç: Problem çözebilmek
Selin'in yanıtları:
- Kuş balkon demirlerine çarpmış çünkü uçarken görmemiş (!)
- Mama veririm, ilaç veririm.

Pazar, Mart 09, 2008

Yasemin

Bunları Yasemin yaptı. Hergün Selin okuldan geldikten sonra beraber oyun oynuyorlar, Yasemin'de hergün başka bir hüner gösteriyor. İşte bunlar sadece bazıları.






Kaplumbağalar ceviz kabuğundan, komik suratlar ise yumurta kabuğundan yapılmış.








Anaokulu öğretmeni olmanın güzel tarafı mı yoksa sadece yetenekli olmanın güzel tarafı mı bilmiyorum. Farketmiyor, Selin hem eğleniyor hem de öğreniyor.

Cumartesi, Mart 08, 2008

Oyuncakçılar

Küçükken hiç bebeklerle oynadığımı hatırlamam. Zaten sadece bir tane bebeğim vardı, amcam Almanya'dan getirmişti. (Bu da klasik hikayedir di mi?) Sarışın, mavi gözlü, gözlerini açıp kapayan cinsten -o zamana göre- havalı bi şeydi. Ama bana pek dayanamadı, kısa zamanda tek gözü çıkmış, elbiseleri parçalanmış halde bi kenara atıldı. Selin'i ne zaman oyuncak almaya götürsem, herkes hemen oyuncak bebekleri veya Barbi'leri gösteriyor -malum kız çocuğu muhabbeti- Ama Selin'in de hiç ilgisini çekmiyor. (Hoş zaten Barbi alacak halim yok ama neyse)

Oyuncakçılarda saatler harcayıp hiç bir şey almadan çıkıyoruz. Yine aynı şey oldu, bir kaç aydır adını duyduğumuz sadece tahta oyuncaklar üreten bir mağazaya gittik, Tayga Toys. (http://www.taygatoys.com/) Nişantaşı'mı, Maçka mı neyse oralarda bi yerde.

Tahta oyuncakların faydalarını saymaya gerek yok, Plantoys veya Radio Flyer markalarını da duymuştum zaten, e o zaman bakacak ne var di mi? Yok beğenemedik. Sanki bütün oyuncaklar bebeklerle oynamayı seven küçük kızlara hitaben yapılmış gibiydi, Selin oyuncaklarla dolu dükkanda gidip kitaplarla ilgilendi. Zaten fiyatlar da el yakıyordu, aynen çıktık. (Bu arada aklıma bebek evi denince hep Friends'deki Monica geliyor. O görseydi çok severdi, özellikle bebek evlerine düşkün çocuklar/büyükler için burası bir cennet sayılır)

Keşke Istanbul'da da FAO Schwarz gibi (belki biraz daha ucuz versiyonu), Serneels' gibi veya Hamley's gibi oyuncakçılar olsaydı da, içinde saatler harcayıp, içimizi mutlulukla dolduran oyuncaklarla çıksaydık.

Her sokak başına bir franchise açan şirketlere duyurulur, lütfen kısa zamanda şöyle bilmem kaç katlı, oyuncakların üstüste atılmadığı aksine güzel güzel sınıflandırılıp sıralandığı, sağlıklı -vazgeçtim kanser yapmasın yeter-, fonksiyonel ve eğlendirici oyuncakçı dükkanları açın. (Bu da benim internet denizine attığım "message in a bottle"ım olsun...)

Perşembe, Mart 06, 2008

Sourtimes'dan Selin

* hastanelerde büfede sattıkları kolonya.
* bir kız ismi
* kürsat başar'ın "uzatma, gidecegim var" kitabindaki kadın karakter. kitabın adı: "konustugumuz gibi uzaklara" imis.
* güzel bir hatun ismi. selin'ler genelde guzel ve alimli olurlar. zengin bir babalari ve spor araba sahibi erkek arkadaslari da olur ayrica.
* ~ler genelde celine nickini kullanirlar cesitli ortamlarda.
* solidarided
education
libertad
inteligencia
naturelza

*selin sadece yuksek bolgelerde yasayan cicegi olmayan bir yaprakimsi bitkidir.

*akarsu anlaminda bir kadin ismi. sevdigimiz guzel kadin isimlerindendir.

*fransızca celine ismine benzediği için sıkça kullanılan dilimize yunanca da hilal anlamına da gelen bir kız ismi(bkz: selin toktay)

*modası geçince selout olan bayan adı

*selin [selene] ironically also represents the night by meaning "crescent moon".

* tanışıklığımızın 6 sene öncesine dayandığı,ilk başta sıramdan kovup sonra 4 sene aynı sırayı paylaştığım,bana gün gelir devran döner dedirtip 5.sene sırasını başka biriyle paylaşan,aramızda telepatik bağ olan kadim dostum

* kızılayda, giyim üzerine satış yapan mağaza.

* (bkz: selin kolonyasi)* nihal ile birlikte tüm selin adını almış kişilerden neden nefret ettiğimi, uyuz olduğumu, başından kıl kaptığımı bilemediğim isim...

* girmiş bulunduğu entrylerden ötürü bir teorisyen olduğuna inandığım yeni suser.

* güzel ve sevimli kadınlara verilen isim.

* temiz su birikintisi manasına da gelen bayan ismi.

* celestial kökünden 'heavenly' manasına gelen isim.

* güzel ve havalı kızların değişmez isimlerinde biri.(bkz: selin toktay) bir diğer isimde gozdedir.

* yanımda oturan fıldır fıldır hatun..

* suphesizdir ki, ne kadar cok selin tanirsan o kadar cok sevmek zorunda kalirsin. hatta oyle ki, bu durum formulize edilmistir;selinlere saglayacagin sevgi = hayatindaki selin sayisinin karesiboylesine demanding hatunlardir iste... kalbinde bir selin'le paylasacak kadar yeterli sevgiye sahip olmayanlara kesinlikle tavsiye edilmez. bu gibi reaksiyonlarda genelde 'cift tarafli mutsuzluk' aciga cikar.sevgi iadesi yapmazlar. akildan cikmazlar. bitanedirler; hep gulerler.hepinizi seviyorum! :)

* 1 yıl boyunca ulaşılamayan ama akıldan da çıkmayan olmuş sonra da bu durumu kabullenmeme neden olmuşun adı

Çarşamba, Mart 05, 2008

Okul öncesi eğitim

Bir önceki postumda okulöncesi eğitim modellerinden dem vurunca, 'bunlar da ne' diyenler oldu. İşin ilginç kısmı, hemen hemen hepimiz çocuklarımızı anaokullarına gönderiyoruz ama orada kullanılan sistemi bilmiyoruz veya sadece ismini biliyoruz. İsmi yabancıysa veya içinde şık kelimeler varsa kendisi de iyidir mantığı hakim. Belki de bu tip şeylere ilgi duymak için biraz takıntılı bir anne olmak lazım, bilmiyorum.

Neyse, önüme gelen her naneyi olduğu gibi bu konuyu da bayağı bi okudum. Anladığım kadarıyla, dünyada bir sürü okulöncesi eğitim programı var: High Scope, Head Start, Regio Emilia, Maria Montessori, OSTAP, Open Education, AÇEP vs vs. Ama Türkiye'deki anaokullarda genelde 3 farklı eğitim modeli uygulanıyor. (Tabiiki hiç birini uygulamayan okullar da var. Onların modellerini birebir konuşarak çözmek gerekiyor.)

Herşeyden önce Çoklu Zeka Kuramı nedir onu bilmek lazım, bir çok okul -eğitim modeli ne olursa olsun- Çoklu Zeka Kuramına dikkat ederek modellerini uyguluyor. Çoklu zeka kuramı (Multiple Intellegence MI Theory) Harvard Üniversitesi öğretim üyelerinden Howard Gardner tarafından 1983 yılında geliştirilmiş, benim sevdiğim bir kuram. Nasıl olur da bu 1983 yılına kadar kimse tarafından ortaya konulmamış diye düşünüyorsunuz.

Neyse, bu kavrama göre insan beyni geleneksel eğitimde dikkate alınan sayısal ve sözel zekalardan daha komplike. Ona göre sözel/dilsel, mantıksal/matematiksel, müziksel/ritmik, görsel/alansal, içsel/kişiye dönük, sosyal/kişilerarası, doğa ve bedensel/kinestetik zeka alanlarını içeriyor. Diyor ki 'Çeşitli zeka alanları, genellikle, bir arada karmaşık bir yapıda çalışırlar ve gerçek hayatta hiçbir zeka alanı tek başına var olmaz'. Şöyle bir örnek vermiş: Bir yemeği pişirecek bir kişinin önce tarifi okuması ve anlaması (sözel-dil zeka alanı), yemek tarifini oluşturan maddeleri sınıflandırması ve yemeğe karışım oranlarını hesaplayabilmesi (mantıksal-matematiksel zeka alanı) ve yemeğin kendi damak zevkine uygunluğu (kişisel zeka alanı) yanında, ailedeki bütün fertlerin memnuniyetini de sağlayabilmesi (kişilerarası zeka alanı) gerekir.

(Annenin notu: Güzel di mi? 'Aman o zaman benim çocuğum çoklu zeka kuramının uygulandığı okullara gitsin' demek yetmiyor. Bazı eğitim modelleri çoklu zeka kuramını içinde barındırıyor, bazıları hiç ilgilenmiyor. Çocuğunuzu göndereceğiniz okulun neyi nasıl uyguladığını sormak gerekiyor)
Istanbul'da adını en çok duyduğumuz okulöncesi eğitim modelleri şunlar:

* Montessori Eğitim Modeli (Italyan)
Bu yaklaşımda "öğrenciler bir şeyleri kendileri yaptığı zaman en iyi öğrenirler" anlayışı hakim. Öğretmen çocuklara bir şeyler göstermek istediğinde bunu anlatmak yerine yapılacak aktiviteyi örnekler. Montessori araçları (bulmacalar, bloklar, küpler, yerleştirme oyunları,...) ile çocukların kendi kendini eğitimi ve hatalarını kendi kendilerine bulma olanağı sağlanır. Öğretmenler bu modelde çocuğa hatasını söylemez, zamanı geldiğinde çocuk hatasını görerek düzeltir. (Annenin notu: Buraya kadar herşey çok güzel.)

Sınıfta bulunan oyuncaklar didaktik amaçlar taşır. Çocuğu eğlendirmekten çok ona bir şeyler öğretmek amacıyla dizayn edilmiş oyuncaklara önem verilir. Çocuğun dil gelişimine çok dikkat edilir o yüzden çocuğa yazmayı ve okumayı öğreten dersler verilir. Bu yaklaşıma göre çocuklar eğlenmekten çok öğrenmek için okula gelir (Annenin notu: Yine başladık OKS'deki başarı oranı muhabettine!)

Ve çocuklar yaşlarına göre farklı sınıflarda bulunmaz, karma eğitim söz konusudur. (Annenin notu: Yani "çocuğa henüz hazır olmadığı gelişim olgunluğunda sorumluluklar verilir" demeye çalışıyor!)

* Reggio Emilia Eğitim Modeli (Italyan)
Kısaca "Bir atölyenin içinde beraber ve iş birliği yaparak öğrenmek" olarak düşünülebilir. Çocuklar bir topluluğun parçası haline gelerek beraber olmanın ve herhangi bir işi birlikte yapmanın keyfini yaşar. Her deneyimin yeni bir şeyler öğreteceğine inanılır ve çocuğa kendi kendine bir şeyler deneyebilmesi için olanaklar sağlanır. Pedagoglar bu yaklaşımın en temel çalışanlarıdır. Sistem onların denetiminde çocuğun faydasına yönelik dizayn edilir ve yine pedagoglar tarafından sitemin uygulanışı desteklenir/denetlenir. Model içinde öğretmenler öğrencilerle beraber 'Öğrenen' konumundadır, onları soru sormaya teşvik eder, fikirlerini dinler, öğrenme için gerekli durumları yaratır. Önceden planlanmış grup çalışmaları, atölyeler çocukların ilgi alanları doğrultusunda belirlenip uygulanır. Aileler bu eğitim modelinde aktif rol oynarlar.

Programda o haftanın konusu belirlendikten sonra her türlü aktivite bu konu çerçevesinde dizayn edilir ve çocukların o konuyu farklı açılardan öğrenmesine olanak sağlanır. Örneğin, o haftanın konusu bitkiler ise hafta içinde yapılan çalışmaların tümü bitkiler üzerine kurulur ve çocukların farklı bitkileri ve onların yaşama alanlarını öğrenmeleri için olanaklar sağlanır (Botanik bahçesine ziyaretler, bitkiler hakkında kitaplar okuma, resim çalışması yapma, sebze yemekleri yemek...) (Annenin notu: Çocuklara ilgili konu farklı açılardan öğretiliyor. Bu Çoklu Zeka Kuramı'nda da böyle)

Çocukların gerçekleştirdiği ürünler (Selin'in deyişiyle "faaliyetlerim") yani resim, tablo, heykel ve fotoğraflar program içeriğini vurgulayan duvar panolarında okulda sergilenir. Böylece öğrenme 'Görülebilir' hale getirilir.

Dökümantasyon çalışmaları bu yaklaşımın en önemli özelliğidir. Gerek çocukların çalışmaları gerekse çocukların gelişimleri sürekli olarak dökümante edilerek korunur ve bu dökümanlar aracılığıyla çocuklar/veliler geriye dönerek öğrendiklerini inceleme fırsatını bulurlar. (Annenin notu: Bu model biraz psikopat bir yaklaşımı andırıyor. Çocuklar bir atölyenin içinde, tepelerinde devamlı test yapan pedagoglar falan. Zaten herhalde o yüzden bu yöntemin en iyi Italya'da uygulandığı, Türkiye'de başarısız olduğu söyleniyor. Ama doğru düzgün eğitim almış kişilerin uyguladığı bir model aslında çok da başarılı olabilir.)

* High-Scope Eğitim Modeli (Amerikan)
High Scope Eğitim Sistemi, 1962 yılında ABD'de David Weikard tarafından geliştirilen bir eğitim programı. Kısaca çocukların aktif ve max hareket alanına sahip olmasını, anahtar deneyimlere bağlı çalışmaların yapılmasını, planlama/hatırlamaya önem verilmesini, gruplar halinde bir şeylerin yapılmasını ve sınıftaki eğitimin rutin olmasını söyleyen kuram.

Bu programda "anahtar deneyim" adıyla anılan 8 farklı konsept var. Çocukların eğitimleri bu anahtar deneyimler ve onların alt başlıkları çevresinde gelişir. Anahtar deneyimler ise şunlar: Sınıflandırma, Sıralama, Dil gelişimi ve okuma/yazma, Sosyal ilişkiler, Sayılar, Hareket, Müzik, Zaman

Program içinde çocuklar 5 duyularını kullanarak, aktif bir şekilde hareket ederek, araştırıp-inceleyip-keşfederek, tartışarak, özetle 'yaşayarak' öğrenirler. Öğretmenin en önemli sorumluluklarından biri çocuğu iletişime açmaktır, bu nedenle çocuğa kapalı sorular yerine (cevabı evet ya da hayır olan sorular) sormak yerine neden, niçin, nasıl gibi sorular sorarak çocuğu düşünmeye teşvik ederler. Materyal zenginliği bu programda oldukça önemlidir. (Annenin notu: Bu paragrafda yazan herşeyi aslında her eğitim modelinin yapması gerekmez mi?)

Bu eğitim modelinin başarısının sırrı, çocuğun kendi seçtiği, kendi ilgi gördüğü etkinlikten başlayarak plana dahil olması, bütün duyularını kullanarak, hazır olduğu zaman yaşayarak öğrenmesidir. Çocuklar planlarını öğretmenleriyle beraber kendileri yapar ve oynayarak uygular (Dramalar, deneyler,...) (Annenin notu: O yüzden bence 4 yaş altı çocuklara çok uygun değil.)

Öğrencileri takip etmek için bir inceleme formu var, çocuklar yıl boyunca öğretmenler tarafından incelenerek gelişimleri bu forma kaydedilir ve çocuğun gelişimi incelenir. (Annenin notu: Klasik karnelerle bu sistemdeki inceleme formlarını karıştırmamak lazım. Aslında çocuğun gelişimini standart bazı testlerle takip etmek sonradan çıkabilecek sorunlara önceden önlem alma konusunda gerçekten çok faydalı olabilir. Neyse, o yüzden bu scamper etkinliklerine falan destek vermek gerekir diye düşünüyorum)

* Okulöncesi sayılmasa da bizde bazı okullarda okulöncesinde kullanılan Proje Tabanlı Eğitim Modeli'de var ama gerçekten sıkıldım! Bunu da başka zaman anlatırım...(Belki bu kadar sabrım olmaz diye özetleyeyim: Kısaca, bir dersin içinde birden farklı derse ait konunun deneyler yaparak öğrenildiği model diyelim, anlamayan beri gelsin).

Annenin son notu(vallahi son): Her çocuk birbirinden farklı (biraz klişe oldu ama öyle) Bu eğitim modellerinden bazıları bazı çocuklara cuk oturabilir ama Selin'i düşündüğüm zaman tek başına hiç bir sistemi yeterli bulmuyorum. Bu modellerin hepsinde Selin'i olumlu anlamda geliştirebilecek veya hiç işine yaramayacak yöntemler var. O yüzden bu modellerden sadece birinin uygulandığı okulları seçmemek gerekir diye düşünüyorum. Istanbul'da bazı okullar bu modellerden uygun gördükleri kısımları alıp, kendilerine göre bir kolaj oluşturuyorlar. Bencede en güzeli bu.

İşte böyle...

Pazartesi, Mart 03, 2008

Çocuk yetiştirme yöntemleri

Çocuk yetiştirmeyle ilgili bisürü model var; Montessori, Highscope, Reggio Emilia herneyse. Peki çocuk yetiştirmede "oyalama, kızma, rüşvet, tehdit ve pes etme" yöntemi varmı? Bu yöntemi uygulayanlar ne demek istediğimi gayet iyi bilir. Bilmeyenlere ise bir örnek:

Oyalama
Anne: Selin hadi yemeğini ye. (Ağzına bir lokma atar ve çatalı bırakır).
A: Yesene hayatım?(Ağzına bir lokma daha atar, uzun uzuun çiğner. Yutması neredeyse 1 dk'yı bulur. Anne umutla ve sabırla bekler. Selin yine çatalını bırakır)
A: Yemeğini yermisin lütfen?
S: Bu yemek biraz ekşi
A: Hayır, ekşi mekşi değil. Yermisin lütfen?
(Selin elini yoğurda batırır ve masa, sandalye gibi heryere sürer ama bir türlü yemeği ağzına atmaz.)
A: Hayır David! Yemeğinle oynama Daviiid!
(Selin esprinin hatrına gülümseyip bir lokma daha alır. Yine bir saat beklenir)

Kızma
A: Selin yemeğini yeeeee! (Selin yemeğiyle oynamaya devam eder)
A: Bak çok kızıyorum ama...
S: Ben doydum anne.

Rüşvet
A: Yemeğini bitirdiğinde istersen gidip lolipop alalım, ne dersin?
S: Yaşasın! Bak bitiriyorum anne.
(Tek bir çataldan sonra, yine yemekle oynamaya başlar)

Tehdit
A: Yeter artık! Eğer yemeğini bitirmezsen, bügün resim yapmak yok! Kaldırırım boyalarını...
S: Çünkü neden? (Bugünlerin moda sorusu bu "çünkü neden")
A: Çünkü yemeğini yemiyorsun. Kaldırıyorum bak.
S: Hayııır, dur anne bak yiyorum.

Pes etme
(Böylece Selin ağzına aldığı 5. çataldan sonra, zafer kazanmış komutan edasıyla gülümser ve)
S: Anne ne güzel bütün yemeğimi yedim, di mi? Sen çok mu mutlu oldun?
A: Evet Selin'cim, çok mutlu oldum. Yemeğini yediğin için teşekkür ederim.

Bu anlattığım anne-babalıkla ilgili derslerde vaka çalışması (anlayın işte case study yani) olarak okutuluyor. Yani o kadar para döküp kitabını almaya, okuluna gitmeye gerek yok. Benim yaptıklarımı yapmayın yeter.

Not: Bu arada, Baba'mızın yöntemi biraz daha farklı, şöyle: "Ne istiyorsa onu yesin, aç kalacak deği ya, çocuğu rahat bırak". Doğru haklı, lolipop-sürpriz yumurta-çukulata üçlüsü gayet doyurucudur, üstüne verdiği mutluluk da cabası...

Kırmızı Elma

En sonunda, bir Türk tarafından yazılmış ve çizilmiş basit ve eğlenceli bir kitap buldum! Nedir bu bizdeki karman çorman hikayeler yazma merakı? Bir de eğitici kitaplar serileri var ki dillere destan.

Ama umudumu kaybetmeden, her çıkan kitabı ısrarla okudum ve en sonunda Ocak 2008'de ilk baskısı yapılmış olan Feridun Oral'ın "Kırmızı Elma"sını buldum. Konusu biraz Dev Şalgam'ı andırıyor ama önemli değil. Önemli olan Selin'in hoşuna gidecek bir hikayesi ve çizimleri var mı? Evet var. Zaten 2.5 yaşındaki çocuklar kitaplarda ne arar ki? Kocaman sevimli resimler, güzel bir öykü ve kısa ve özlü cümleler.

Neyse, bu kitap Yapı Kredi Yayınları'ndan ve 10 YTL. http://www.ykykultur.com.tr/kitap/kitap.asp?id=2425

Not: Feridun Oral'ı daha önce hiç görmemiştim. Meğer çocuk kitapları konusunda ünlüymüş ve "Kirpi ve Kestane", "Sarayın Süslü Kedisi", "Her Güne Bir Masal" gibi kitapları varmış. Bu arada kendisi de bir hayvan dostuymuş, ne mutlu. Yeni kitaplarını heyecanla bekliyoruz...

Pazar, Mart 02, 2008

Üç boyutlu kitaplar

Bu kitabın içinde birbirinden sevimli bir sürü dinazor var. Ingilizce olması almamızı engellemedi, kısaca çevirip anlatınca, Selin kitaba bayıldı.

Zaten bu her sayfasından farklı bir karakterin fırladığı kitaplar genelde çocukların çok ilgisini çekiyor. Geçen kış aldığımız Üç boyutlu kitaplar serisi'nden Devler ve Kırmızı Şapkalı Kız -herhalde karışık çizimleri yüzünden- pek rağbet görmemişti ama daha sonra aldığımız One Red Dot hala ortaya çıkarılıyor ve içindeki kırmızı nokta aranıyor.

Neyse bu da çok sevimli bir örnek, Leonardini'den. Diğer üç boyutlular gibi bu da biraz tuzlu, 24 YTL.