Cumartesi, Kasım 22, 2008

Sevimli dinazor

Caddebostan Kültür Merkezi'nde oynayan Sevimli Dinazor'a gittik. Çok da iyi ettik. Tam 3-5 yaş arası çocuklara hitap eden, sevimli mi sevimli bir hikayesi vardı. Büyükler için çok sıkıcı sayılabilecek bir sürü espriyle doluydu ama -tiyatroyu tıklım tıklım dolduran- çocuklar bayıldılar. Tiyatro Alkış'ı ilk defa izledik, çok da sevdik.

Caddebostan Kültür Merkezi'ne gitmeyeli çok olmuştu, orayı da özlemişiz. Tertemiz salonları, -hemen hemen her yerde ufak çocuk annelerinin kabusu haline gelebilen- tertemiz tuvaletleri, güler yüzlü çalışanları, kitapçısı, Hayal Kahvesi yine çok hoşuma gitti. Gittiğimiz tiyatro salonları içinde en sevdiğim burası. Keşke çocuklar için daha fazla aktivite yapsalar.

Küçükken yanındaymışım...

Son zamanlarda işler çok yoğun, Selin'i çok az görüyorum. Her sabah işe giderken, bana sarılıp "Anne n'olur gitme" diye ağlıyor. İşe gitmek gerçekten büyük ızdırap oluyor.

Geçen gün çok keyifli uyandı, ondanmıdır bilmiyorum. "Anne bugün işe gidebilirsin" dedi. "Sen küçükken hep benim yanımdaydın, artık işe gidebilirsin" :(

Pazar, Kasım 02, 2008

Salı, Ekim 21, 2008

Anne, n'olur bineyim...

Aslında hayır demem gerekirdi ama o kadar seviyor ki atları kıramadım. Dün büyük bir zevkle atın üstünde tur atan çocuk, bugün yüksek ateşle yatıyor, aferin bana...

Çarşamba, Ekim 15, 2008

Dali sergisinde mutsuz bir çocuk

Selin'in Dali sergisinde sorduğu sorular genellikle şöyleydi: "Neden bu insanların kafaları yok, ne olmuş kafalarına?" "Neden bu yuvarlakların kolları var ama kafaları yok?" "Bu resimlerde büyücüler mi var?"

Herhalde çocukları resim sergilerine götürürken biraz daha yaşlarına uygun sanatçıları seçmek lazım. Bu da ders olsun...

Cumartesi, Ekim 11, 2008

Yüzen bebişler

Allahaşkına şu çocuğu bir seyredin...

http://www.childdrowningprevention.com/index.html

Ada'nin doğumgünü


Güzeller güzeli kuzenim Ada'ya Çook Mutlu yıllar!


Cuma, Ağustos 01, 2008

Uzuun bir tatilden notlar

Yasemin'in evlenip balayına gitmesi sebebiyle tam 3 hafta tatil yapmak zorunda kaldık (!) ve 3 farklı yere gittik. Aslında tatile çok iyi başlamadık, çünkü Selin 3 Temmuz itibariyle hem uyurken kullandığı emziği, hem de süt biberonunu bıraktı. Ikisi de onu çok zorladı.

Neyse, Selin'in tatilin başından sonuna kadar sorduğu bir kaç soru vardı: Ilki, "Anne biz neden buraya geldik?" Aslında gittiği yerlerde insanlardan fazlasıyla sevgi ve ilgi gördü ve yaptığı şeyleri genelde çok severek yaptı ama yine de evinde uyumuyor olmaktan hoşlanmadı. Devamlı "evimize gidelim", "ben oyuncaklarımı özledim" gibi şeyler söyledi.

Bu resimdeki motorsikleti babaanne Selin için bir yerlerden bulmuş. Bunların araba tipinden olanları daha önce denemiştik ama Selin kullanamamıştı. Ben de herhalde el-ayak koordinasyonu daha geç gelişecek diye düşünmüştüm ama bu motorsikleti çok güzel kullandı. Dönüşler, geri geri gitmeler falan sorun olmadı. Demek doğru aleti bulmak gerekiyormuş.
Bu yandaki güzel çocuğun adı Lira. Selin'le 3 gün bir beraber yatmadıkları kaldı. Sahibinin dediğine göre, kendi torunları Lira'yla oynamaya korkmuşlar. Onunla şimdiye kadar bu kadar güzel oynayabilen tek çocuk Selin'miş. (Ne mutlu bana...)

Bu da Selin'in ilk tshirt boyaması. Bunu da yaparken çok eğlendi. Zaten allahtan çizme, boyama gibi aktiviteleri seviyor. Yoksa çocuk oyalamak gerçekten çok zor.

Bu resimde de Didem'in oğlu Efe'yle Selin'in Alaçatı sokaklarındaki romantik/komik gezileri var. Nedense en yakın arkadaşlarım da benim gibi 30 küsur yaşlarında çocuk sahibi oldular. O yüzden nadirde olsa biraraya geldiğimizde hemen hemen yaşıt olan çocuklarımız beraber çok güzel eğleniyorlar. Neyse, söyleyeceğim şey Selin'in diğer sorusuydu. Son 1 aydır devamlı "neden benim hiç arkadaşım yok?" diyor. Ilk önceleri cevabım "çünkü biz göçebe hayatı yaşıyoruz" oldu. Sonraları ise "senin arkadaşın var, mesela o var bu var" dediğimde Selin'de bu arkadaşlarının şimdi nerede olduklarını sordu. Insanların tatile gitmiş olmaları, hem de bu kadar uzun bir süre hiç hoşuna gitmedi. Bir an önce okullar açılsa iyi olur.

Neyse, bu da yüzmeyi çok seven Bobi'nin deniz sefası. Her yazı annemin yanında, mutlu ve keyifli geçiren Bobi, okullar açıldığı zaman eve geri dönüyor. Bobi insan olsaydı ya futbolcu olurdu ya da yüzücü. Allahtan o zor sorularla beni terletmiyor. Zaten çok sıcak...


(Not: Şirin, bak çok fotoğraflı bi yazı yazdım. Olmuş mu?)