Perşembe, Aralık 24, 2009

Eski yıl sona erdi, yepyeni bir yıl geldi..

Benim güzel maymunum, bugün gözlerinden yaşlar akarken, büyümenin ne zor olduğunu hatırladım. Gerçekten o ne ızdıraptı öyle... En sevdiğim arkadaşım benimle oynamak istemediğinde bende ağlardım, çocuklar ağlarlar zaten... Arkadaşlarım gri botlarımı beğenmediğinde, onları giymek istemezdim -annem bana ne kadar şımarık derse desin-Annemle dalga geçmiyorlarki.. (Sahi çocuklar neden hep birbirlerine karşı acımasızdır?) Hergün okula gitmekten bende nefret ederdim. Beni de bazen, bu dünyada hiç ama hiç kimse sevmezdi! Bir gün dünyanın en güzel günüyken, diğer günden nefret ederdim.. Paylaşmayı ise kocaman olduktan sonra öğrendim.

Ama herkes kendi büyür, minik aşkım. Arkadaşlık nedir kendin öğreneceksin, kendi değerlerine inanmayı, cesur olmayı, düştüğünde ayağa kalkıp hiç arkana bakmadan devam etmeyi kendin çözeceksin.

Bu yıl ne çok şey başardın, ne güzel büyüdün. Hep şimdiki gibi kendi uydurduğun şarkılarla, ters yazılarınla, küçük kedilerin, büyük felsefelerin ve binlerce isteğinle, annenin kucağında, babanın kalbinde büyü güzel bebeğim.

Pazartesi, Aralık 21, 2009

Gerçekle hayal arasında

Bundan bir süre önce Disneyland'e gittik, içeride iki gün dolaştıktan sonra, "Anne, biz burada gerçek Miki Fare'yi görebilecekmiyiz, yani kostüm giymiş insan olmayan ve elektronik olmayan Miki'yi?" dedi.

İlk önce kurduğu cümlenin güzelliğine şaşırdım, "elektronik olmayan Miki". 4 yaş bunun için biraz küçük değil mi diye düşündüm. Ama sonra da vereceğim cevabı bilemedim. Evet desem, çocukta saçma sapan bir beklenti yaratıcam, hayır desem, hayal dünyasına ne olacak? Biraz sendelikten sonra hayır dedim, aslında miki gerçek değil, sadece filmlerde var. Gerçekten üzüldü.

Dün Mickey Fare'nin Jack ve fasulye sırığı versiyonu dvdyi seyrederken dedi ki; "Anne, biz disniylend'e gittiğimizde aslında filmin içine girmiştik, di mi?" Yine aynı şaşırma, yine ne diyeceğini bilememe.

Bu arada, arkadaşıyla bir sihir yapmışlar, periye dönüşebilmek için...

Ona hergün bir şeylerin gerçekte olmadığını söylemek acaba onda ne tür sorunlar yaratıyor, ya da umut ettiğim gibi, bazı sorunları engelliyor mu? Belki de hep hayallerini desteklemek lazım. Gerçek nedir ki zaten? Belki de benim gerçeğim hayattaki perileri görmeye engel...

Bilmiyorum ama bugün kızım ilk defa bulaşık yıkadı, çok da güzel yıkadı. Onu unutmak istemediğim için buraya yazıyorum. En azından bu gerçek, bulaşıklar temiz temiz orada duruyor...

Çarşamba, Kasım 11, 2009

Turkuazoo

Çoook güzel!!!

Salı, Kasım 10, 2009

Bienal 2009


Ne zamandır Selin'in günlüğünü ihmal ediyorum, aslında hep aklımda ama bir türlü fırsat bulamıyorum. Hep meşgulum ve hep yorgunum -nedense- ama yine de Pazar günlerini hep Selin'in hoşuna gidecek bir aktiviteyle değerlendirmeye çalışıyorum.

Bundan bir kaç hafta önce de Bienal'e gittik. Bu Selin'in gittiği 2. Bienal'di, geçen seferkini çok severek gezmişti ama bundan hiç hoşlanmadı. Bu yılki Bienal'in konusu Insan Nasıl Yaşar'dı. Ben bu soruyu duyduğumda daha çok sosyal olaylara odaklı bir Bienal beklerdim ama aşırı derecede politikdi. Bolşevik devriminde ölenler, Yugoslavya parçalanırken insanların yaşadığı dehşet verici olaylar, dünyadaki terör vs.

Selin'in neden sevmediğini anladınız sanırım. Pek 4 yaşına hitap etmiyordu ama bu kadar karamsar bir sergiyi sevmek kimse için kolay değil zaten. Bienal'in bu yılki en yaratıcı ürünlerini bence Türk sanatçılar yapmışlardı. Her birini zevkle izledim, çok orjinal ve çok güzeldiler. Ellerine sağlık.

Cumartesi, Eylül 26, 2009

Cumartesi, Temmuz 11, 2009

Ameliyat

Selin geceleri ağzı açık uyuyordu, onu kontrol ettirmek için KBB doktoruna gitmiştik, meğer geniz eti büyümüş, filmler tahliller derken 'sadece geniz eti mi alınmalı, yoksa kulağına tüpte takılmalı mı, bademciklerini de almak gerekiyor mu' muhabetti en sonunda bitti ve dün Selin'in geniz eti alındı. (Şu anda buzlukta duruyor!)

Öncelikle Selin'in doktoru, sonra da tanıdığımız herkesin 'aşırı kolay bir ameliyat, endişelenecek bir şey yok' demesine inanmamak gerekiyormuş, özellikle narkozun etkisinden çıkarken çok -ama çoook- zorlandı. Bazı insanlar narkoza çok ters tepki verirlermiş, Selin'de onlardan çıktı. Neyse gerçekten geçirdiğimiz çook kötü bir günden sonra, Selin yavaşça normale döndü.

Dediklerine göre, bundan sonra çok daha rahat nefes alabilecek, uykusu daha rahat olacak, iştahı artacak ve kışları daha az hastalanacak. İnşallah, bakalım görücez.

Perşembe, Temmuz 02, 2009

Selin'in 4.doğumgünü

Atatürk Arboretumu

Bile bile gittik. Bir umut belki içeri alırlar diye düşündük (ne de olsa pikniğe gitmediğimiz çok belli, 2 anne 2 küçük çocuk ağaç müzesi gezmeye gelmişiz) ama almadılar, yıllık kişi başı üyelik 350 Lira'ymış. Haftasonları sadece üyeler girebilirmiş.
Aslında kurallara bu kadar bağlı olmaları çok güzel, herhalde o yüzden o kadar doğal kalabilmiş bir yer. Belgrad ormanlarının hali malum, mangal kokusu duymadan yürümek için bir kaç kilometre ilerlemek gerekiyor.

Neyse, arboretuma giremeyince Belgrad'a gittik, Belgrad'ın doğal güzelliği, çocukların oraya buraya tırmanması, kurbağa yakalamaya çalışmaları, ördekler, köpekler, atlar falan derken çok güzel bir gün geçirdik.

İnşallah bir haftaiçi bizde işe gitmek zorunda olmayız da arboretuma rahat rahat gireriz. Şurada Atatürk Arboretumu'nda çekilmiş güzel resimler var: http://www.agaclar.net/galeri/browseimages.php?c=494

Bu arada duyduğuma göre Yalova Karaca Özel Arboretumu'da harika bir yermiş. Belki bir gün yolumuz düşer...