Cumartesi, Mart 13, 2010

Ağlayan Kek

Doğumgünümde bir arkadaşımın eşi sürpriz yapıp, işe bu pastayı yolladı, ben de kalan ufak bir dilimi eve getirdim. Selin pasta, tatlı türü şeyleri sevmiyor, bir denesin istedim. Gerçekten çok severek yedi, o yüzden tarifini alıp biz de yaptık. Hem kolay hem lezzetli. İşte şöyle:






Malzemeler:
Keki için:
4 adet yumurta
2 çorba kaşığı kakao
2.5 kahve fincanı şeker
3 kahve fincanı un
1/2 çay bardağı sıvıyağ
1/2 çay bardağı süt
1 paket vanilya
2 paket kabartma tozu

Üzerine:
2 paket krem şanti (2 su bardağı soğuk süt ile çırpılacak)
1 paket çikolata sosu (2 su bardağı süt ile pişirilecek, ocaktan indirilince parçalanmış çikolata -1 paket (80 gr) bitter çikolata - ilave edilecek)

Yumurta ve şeker krema kıvamına gelene kadar çırpılır, diğer malzemeler katılır. Mixerle iyice çırpılır. En son kabartma tozu katılır ve tahta veya silikon kaşıkla karıştırılır. Yağlanmış kare borcam ile 170 derece önceden ısıtılmış fırında 30 dk pişirilir. Fırından çıkınca, sıcak kekin üzerine 1 su bardağı soğuk süt dökülür. Kek soğuduktan sonra, üzerine krem şanti dökülür ve onun üzerine çikolata sos dökülür.

Afiyet olsun...

Salı, Ocak 26, 2010

Bizim bahçe


Keşke yılbaşında da böyle olsaydı...

Çarşamba, Ocak 20, 2010

Salı, Ocak 19, 2010

Beyoğlu'nda

Geçen hafta benim için çok zor bir haftaydı ama Cumartesi herşeyi unuttum çünkü kızımla yalnız çok güzel bir gün geçirdik. Sabah ilk iş erkenden kalkıp, Aksanat'daki En Mutlu Kim'i izlemeye gittik.

Selin çok bi şey anlamadı bu oyundan, meğer büyüklere hitap eden bir çocuk oyunuymuş :) "Ne diyolar?" diyip durdu ama ben çok sevdim, yetenekli oyuncular, güzel espriler, gerçekten büyüklere hitap ediyor ama olsun...

Sonrası daha da güzeldi. Selin'le Istiklal Caddesi'nin bir başından öbür başına yürüdük. Daha doğrusu ben yürüdüm, Selin pusetinde geldi. 4.5 yaşına geldi ama hala çok uzun yürüyemiyor, bi 15 dk yürüdükten sonra, kucak diye tutturuyor. Ben de Beyoğlu keyfimi kısa kesmek istemediğim için, insanların bakışlarına ('kocaman çocuk pusette!' bakışı) aldırmadan devam ettim. Yağmur yağarken kalabalık azaldı, yürüyüş daha bi keyifli oldu.

Her zaman olduğu gibi ilk amacım şöyle güzel bir Zencefil ziyafeti çekmekti, kaç yıldır gitmedim. Ama Selin mantıda mantı diye tutturduğu için, pas geçmek zorunda kaldık. İçine en fazla 5 kişinin sığabildiği bir dükkana girip, mantılarına yumulduk. Sonra, sokak satıcılarından şu 1 liralık, camdan aşağı yapışarak düşen spiderman'lerden aldık. Selin ilk defa kazı-kazan kazıdı, 1 lira kazandı ve çok sevindi. San Antoine'da mum diktik, dilek diledik, güzelim yilbaşı süslemelerine hayran olduk.

Galatasaray'ın önünde oturma eylemi varmış, Selin'e oturma eyleminin ne olduğunu anlatmaya çalıştım ama başaramayıp onun yerine, "büyüyünce tekrar sor" da anlaştık. Robinson Crusoe'dan kitap baktık, elinde "kahve sizden fal bizden" diyen adama fal baktık :) Tünelde müzik aletleri satan dükkanlarda dolandık, dümbeleklere bayıldık.

Yaşadığımız şehirde turist olmanın keyfini çıkardık.

Çarşamba, Ocak 13, 2010

Minik bir anı


Babanın cep telefonundan sesler gelir ama uzakta olduğu için, kimse yerinden kıpırdamaz. Selin koşa koşa gider, telefonu alır ve "Aloooo, Alooo" der. Sonra kocaman bi sesle seslenir "Babaaa, telefonun çalmıyormuş, sana mektup gelmiş!"

Çarşamba, Ocak 06, 2010

Meyve salatası

Bir sürü meyveyi beraberce kestik (muzlar hariç, onların herşeyini Selin tek başına yaptı), üstüne bal döktük, bol bol da fındık fıstık ekledik.
Süpper oldu!

Pazar, Ocak 03, 2010

Ben bir kurbağayım

Dün ilk defa Devlet tiyatrolarında bir çocuk oyununa gittik: "Ben bir kurbağayım".

Şişli'deki Cevahir Alışveriş Merkezinde, Devlet Tiyatroları'nın Şişli sahnesi varmış. Ben Cevahir AVM'yi de ilk defa gördüm. Aslında pek gördüm sayılmaz, üstüme üstüme gelen, düzinelerce insandan görünen ne varsa onu gördüm.

Salon biraz havasız ve sıcak olmasına rağmen, temiz ve hoştu. Dekor ve kostümler ise inanılmazdı, şimdiye kadar böyle güzelini görmedim. Keşke oyunun konusu da biraz 'çocukca' olsaydı.

Çocuk oyunlarında sanırım, yazarlar 5 ile 12 yaş arası bir kitleyi düşünerek hareket ediyorlar ama şimdiye kadar gittiğimiz oyunlarda hiç böylesini görmedim. Genelde 3 yaş- 8/9 yaş arası bir seyirci oluyor. Belki de çocuk oyunlarını küçük ve büyük çocuk oyunları diye ayırmalı ve bu oyunların kuralları da farklı olmalı. Mesela küçük çocuk oyunlarında kesinlikle aşk meşk olmamalı, konusu basit ve kolay anlaşılır olmalı, uzun ve karışık cümlelerden uzak durmalı vs. O zaman çocuklar tiyatrodan soğumazlar diye düşünüyorum. İş sanat bunu çok iyi yapıyor ve 7 yaş altını bazı oyunlara almıyor.

Neyse, allahtan çocuklar bu oyunu güle oynaya seyrettiler, ne anladılar bilmiyorum ama cadıya gülüp durdular. Cadı aslında oyunu kurtaran karakterdi, o olmasaydı herhalde yarıda çıkmıştık.

Perşembe, Aralık 24, 2009

Eski yıl sona erdi, yepyeni bir yıl geldi..

Benim güzel maymunum, bugün gözlerinden yaşlar akarken, büyümenin ne zor olduğunu hatırladım. Gerçekten o ne ızdıraptı öyle... En sevdiğim arkadaşım benimle oynamak istemediğinde bende ağlardım, çocuklar ağlarlar zaten... Arkadaşlarım gri botlarımı beğenmediğinde, onları giymek istemezdim -annem bana ne kadar şımarık derse desin-Annemle dalga geçmiyorlarki.. (Sahi çocuklar neden hep birbirlerine karşı acımasızdır?) Hergün okula gitmekten bende nefret ederdim. Beni de bazen, bu dünyada hiç ama hiç kimse sevmezdi! Bir gün dünyanın en güzel günüyken, diğer günden nefret ederdim.. Paylaşmayı ise kocaman olduktan sonra öğrendim.

Ama herkes kendi büyür, minik aşkım. Arkadaşlık nedir kendin öğreneceksin, kendi değerlerine inanmayı, cesur olmayı, düştüğünde ayağa kalkıp hiç arkana bakmadan devam etmeyi kendin çözeceksin.

Bu yıl ne çok şey başardın, ne güzel büyüdün. Hep şimdiki gibi kendi uydurduğun şarkılarla, ters yazılarınla, küçük kedilerin, büyük felsefelerin ve binlerce isteğinle, annenin kucağında, babanın kalbinde büyü güzel bebeğim.