Çarşamba, Şubat 21, 2007

Abim Bobi...

21 aylık Selin'den özlü sözler

Oyuncak dolabının yanından geçerken söylediği: “Burnuma oyuncak kokusu geliyor”
Televizyonunun aç/kapa düğmesinin yanmadığını görünce: “Aaaa, ışıklar kesildi galiba”
Sabah uyanır uyanmaz: “Bobi oyuncakları saklamış!” (ki Bobi’nin böyle huyları pek yoktur...)
Yolun ortasında gördüğü tümseğe : "Anne burada bir timsah var" Sonra kendi kendine "Ay hay allah, tümsek diyeceğime timsah dedim!"

Oyuncaklarım


Bu oyuncak, tahtadan bir kız ve onun kıyafetleri. Bu kıza nedense isim koymadık. Aralarda ona ya balo kıyafeti ve sarı peruk takıp dans etmeye götürüyoruz ya da okul kıyafetini ve mor peruğunu takıp okula götürüyoruz. Genelde tişörtlerini kafasına takmayı da seviyoruz.



Ilk alındığı zaman legolarla uzun uzun oynardım ama galiba artık sıkıldım. Şimdilerde legolarımla da, oyun hamurumla da o kadar ilgilenmiyorum. Genelde legolarla hep bir ev ve bir ağaç yapıyoruz. Oyun hamurlarıylada çeşitli hayvanlar yapıyoruz.





Burası bir havaalanı. Buradaki pilot motosikletine binip evinden havaalanına geliyor, uçağa biniyor ve kuleden kalkış izni istiyor. Kuledeki telsiz operatoru rüzgar gülünü ve hava trafiğini kontrol ediyor ve kalkış izni veriyor. Yolcular kemerlerini bağlayıp koltuklarını dik pozisyona getiriyorlar ve uçak kalkıyor. Sonra Afrika'ya, Çin'e ve Meksika'ya iniyor. Bu arada co-pilot'da helikoperi :) havalandırıyor ve uçakla beraber bütün dünyayı geziyor.

Bu bir kızılderili seti. İçinde bir dolu kızılderili bebek, ayrıca bir at, bir kayık, totem ve kaktüs var. Genelde savaşcı kızılderiler, atlarına binip dolaşıyorlar, bebekler kayığa binip nehirde fış fış yapıyorlar. Güya bana sayı saymayı öğretmeleri gerekiyor ama ben zaten biliyorum: ikiii, üüüç, döört, onbeeş, onaltı.




Puzzleları ben dağıtıyorum, annem yapıyor.







İşte bu çay setini çok seviyorum. Hergün elimde. Genelde çaydanlıkta çay pişiriyorum, sonra bardaklara doldurup şeker ve süt ekliyorum. Sonra annemle şerefe yapıp, çayları içiyoruz. Sonra kalan çayı Bobi'ye ve diğer bebeklerime içirmeye çalışıyorum. Sonra da kahve pişirip aynı şekilde devam ediyorum...




Bu Sally, yürürken ayaklarını hareket ettiren oyuncağım. Gün içinde Sally sıkılmasın diye onu gezdiriyorum, ona evdeki eşyaları öğretiyorum. Bu fırın, bu buzdolabı, bu ocak vs...



Pazartesi, Şubat 05, 2007

Selin'in kolunu çıkardım!

Cumartesi akşamı saat 8 civarı Selin'le oyun oynuyorduk. Selin dizlerime oturmuş ileri geri sallanıyor, kahkahalar atıyordu. Sonra birden bire, daha ben ne olduğunu bile anlamadan "Acıdı Acıdı" diye ağlamaya başladı. Kolunu burktuğumu düşünerek her zamanki gibi acıyan yeri ilk önce öptüm, sonra buza tuttum, türlü şaklabanlıklar yaptım ama Selin ağlamaya devam etti.

Selin'in ağlamasına Mustafa koştu. Ilk önce parmaklarını hareket ettirebiliyor mu diye baktık, çok az da olsa ettirebiliyordu. Sonra Selin'in doktoru Berna Hanım'ı aradık. "Bir saat kadar bekleyin, eğer sadece burkulduysa ağlaması kesilir, yok devam ederse o zaman ciddi bir şey olabilir, Acil'e götürmek gerekir" dedi. Biz anca 10 dakika kadar bekleyebildik. Selin'i arabaya attığımız gibi Kozyatağı Acıbadem'in Acil'ine götürdük.

Gelen doktora (ki çok tatlı biriydi) problemi anlattık, doktor herhangi bir muayene yapmadan, sanki Selin oraya hergün aynı sorunla giden biriymiş gibi, dirseğini hafifçe ittirip çıkığı yerine oturttu. Ve gerçekten, Selin'in ağrısı sanki bıçakla kesilmiş gibi bitti. Doktor bu arada, bu tür dirsek çıkıklarının ne kadar çok görüldüğünden, tedavisinin ne kadar kolay olduğundan, bir daha kollarını çok zorlamamak gerektiğinden vs bahsetti. Ama yine de bir şeyler bize çok tuhaf geldi, çünkü doktorun en azından kolu bir muayene etmesini, açıp bakmasını, belki film çektirmesini falan bekliyorduk.

Biz Mustafa'yla şaşkınlık içinde birbirimize bakarken, bir de üzerine gelen faturaya iyice afalladık çünkü faturanın üzerinde 758 Milyon yazıyordu! Yapılan işle faturası arasında uzaktan yakından bir alaka yoktu. Allahtan sigorta rakamın 100%'unü karşıladı da, faturaya sadece şaşırmakla kaldık. Yoksa herhalde Acıbadem'dekilerle papaz olmuştuk.

Pazartesi, Ocak 08, 2007

Ikinci Yılbaşım!


Yılbaşını kutlamak için annemle babamın işyerine gittim. 29 Aralık 2006

Çarşamba, Kasım 22, 2006

17 aylık Selin'den özlü sözler...

Ayakkabısını bağlayan Yasemin'e: "Ters oldu galiba"
Büyük uğraşlarla uyutmaya çalışan babasına: "Baba uykum yok!"
Şaklabanlık yapan babasına gülerek: "Seni Seniiii"
Portakal yiyen Yasemin'e: "Afiyet olsun"

Perşembe, Kasım 16, 2006

Saat kaç? 22


Saatleri çok seviyorum. Annemin saatini koluma takıp, dolaşıyorum. Babam "Saat kaç?" diye sorduğunda ise saatime bakıp söylüyorum: "Yirmiiki", "Onyedi", "Bir", artık kaçsa...

Çarşamba, Kasım 08, 2006

Kindyroo


Kindyroo'da çalışanlar buranın bir oyun grubu olmadığını söylüyorlar. Dediklerine göre, yaptırdıkları aktiviteler bizim fiziksel ve beyin gelişimi potansiyelimizi arttırıyormuş ama bana sorarsanız aslında oyunlar oynayıp, dans ettiğimiz bir yer.

Ilk zamanlarda bana çok karışık gelmişti ama sonradan bir rutinleri olduğunu anladım. Her hafta bir konu seçiyorlar (mesela balık) ve o konu etrafında bir dizi hareket/dans yaptırıyorlar. Ayrıca her hafta mutlaka bir masaj kısmı oluyor, amaçları hem vücudumuzu tanımamızı sağlamak hem de vücudun her kısmının hareket etmesini sağlamak (ya da ben öyle sanıyorum!) Bunun dışında, jimnastik aletlerinde herhafta yapmamız gereken bazı aktiviteler var. Bu kadar.

Bu yaşlardaki çocuklar birbirleriyle pek oynamazmış ve daha çok yanyana oynamayı severmiş. Benim için de doğru bu, diğer çocuklarla çok fazla oynamıyorum ama onların etrafımda olmasını seviyorum.

Kindyroo'ya her gidişimizde sevinç çığlıkları atıyorum. Keşke haftada 1 saatten daha fazla olsaydı...